The Holdovers
Günümüz Amerikan sinemasında minimalizmi hakkıyla temsil eden iki yönetmen var. İlki Wes Anderson, ikincisi ise bu haftaki bültende bahsetmek istediğim The Holdovers filminin de yönetmeni olan Alexander Payne. Sinemada minimalizm en temel anlamıyla minimum kamera hareketi demektir, konuya geçmişte daha geniş değindiğim bir blog yazısına buradan bakabilirsiniz. Payne genellikle kendi filmlerinin senaristliğini de yapan, hatta bu alanda Sideways ve The Descendants filmleriyle iki de Oscar ödülü kazanmış bir usta. Filmlerinde insan ve aile ilişkileri, dışarıda/geride kalma, yolculuk ve varoluşçuluk temalarını sıklıkla işler. Özellikle bu geride kalma konusuna takıntı düzeyinde yer verdiğini düşünüyorum. Çok insana has bir duygudur, modern psikolojide bunun bir ismi bile var: FOMO (Fear of Missing Out). Özellikle hep çevrimiçi ve ulaşılabilir olma hali, sosyal medya ile birlikte herkesi bir şeyler kaçırdığı korkusuyla başbaşa bırakmışken, Payne’in filmleri bu bakımdan insanın bam teline dokunur. Gelin görün ki The Holdovers yönetmenin genellikle tercih etmediği biçimde bir başkasının (David Hemingson) senaryosu. Hem de yine genellikle tercih etmediği biçimde günümüzde değil 1970 yılında geçiyor. Ancak bence yönetmenin en iyi filmi, ki bu büyük bir iddia, çünkü hangi filmi çekse izlenir diyebileceğim bir yetenekten bahsediyoruz.

Vietnam savaşında kaybedilen genç bir mezunun gölgesinde Noel tatiline giden Amerika’nın köklü (1797’de kurulmuş) yatılı okullarından birinin eşrafı, geride çeşitli sebeplerle ailelerinin yanına gidemeyen beş öğrenci ve başlarına muhteşem Paul Giamatti’nin canlandırdığı aksi ve gelenekçi bir öğretmen bırakır. Şimdi bu, okuldaki idealist öğretmen alt türü iki çeşide ayrılıyor. İlki düşük gelir grubunun ağırlıkta olduğu bir okulda, uyuşturucu vb risk altında olan öğrencileri müzikle, sporla, edebiyatla kurtarma üzerine Dangerous Minds, Coach Carter, Freedom Writers, hatta Larry Crowne gibi filmler. İkincisi ise hepsinin babası zengin ve kendileri de köklü geleneği olan bir okula devam eden öğrencilerin kendilerine has problemlerini anlayan bir öğretmenin onlara kişilik kazandırması üzerine Dead Poets Society, The Emperor’s Club, hatta Al Pacino’yu bir mentor gibi düşünerek Scent of a Woman’ı da dahil edebileceğimiz filmler. The Holdovers ikinci anlattığımın tipik bir örneği, ancak karışıma bir de bu rolle Oscar kazanan Da'Vine Joy Randolph’un canlandırdığı acılı anneyi ekleyerek farklılaşıyor ve tamamı erkeklerden oluşan okul ortamını bir tür işlemeyen aile komedisine eviriyor. Senaryoda geçen her olay, karakter gelişimine hizmet ediyor, adeta textbook diyebilirim. Sonuçta da ortaya çok lezzetli bir yemek çıkıyor. 2023 yapımı filmi an itibariyle Turkcell Tv+ platformundan izleyebiliyorsunuz. Öneriyorum.
