Utku Cevre

Yaşanırken Öğrenilecek

Soğuk bir kış gününde, ılık bir rüyadan uyanarak gözlerinizi açtınız. O an yorganın güven dolu kollarından ayrılıp gündelik hayata başlamak ne zor değil mi? Şimdi havalar ısındı ya, bir de tersinden örnek vereyim. Okuldasınız, ofistesiniz, evdesiniz. Bir masanın, kasanın, üretim bandının arkasındasınız. Bahar mevsimi, güneşli bir gün biçimine bürünüp size sesleniyor: “Hadi işi gücü bir kenara bırak da dışarı gel”. Ne yapacaksınız? Akşam televizyonu açıyorsunuz, gündüz sosyal medyaya bakıyorsunuz, haberler içinizi açmıyor, hatta sizi endişelendiriyor. Bu kaygıların içinde işlerinizi nasıl önceliklendireceksiniz? Diyelim siz veya bir yakınınız doktordan telefon bekliyor, konu da ciddi olabilir, Agnès Varda’nın Cléo from 5 to 7 filmi gibi. Beklerken nasıl konsantre olacaksınız? Disiplin geliyor tabii insanın aklına. Anlamının içinde zor bir işi yapmaya devam edebilme becerisi de var elbet. Ancak birinci manası kurallara uyma, uymayanı cezalandırma. Disipline vermek, denir ya okullarda. Latince discipulus sözcüğünden türüyor, o da zaten öğrenci veya takipçi demek. Güzel, şimdi Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar’ının hazin karakteri Selim Işık’a söz verelim mi? Ne diyordu Selim yaşamak hakkında:

Bana yaşamasını öğretmediler. Daha doğrusu, bana her şeyin öğrenilerek yaşanacağını öğrettiler. Yaşanırken öğrenileceğini öğretmediler.

Yani diyor ki, şiar edindiğiniz kurallar yaşamın gelgitleri içinde sizi kurtaramaz. Şimdi tek başına disiplinin sizi ileri götüremeyeceği noktaya geldik mi? Peki, yalnızca çalışkanlık yeter mi? Bill Gates’in meşhur “zor işleri tembel insanlara veririm” stratejisi dolayısıyla (çünkü işi hızlı bitirmenin yolunu daha kolay bulurlar, diye ekliyor) sanırım çalışkanlık da tek başına yeterli değil, çünkü bir işi yapmanın nihai amacı, işin sonucunu almaktan geçiyor. Ha, tabii yukarıda anlattığım senaryolarda tembellerin iyice içine kapanma ihtimali de var. Define Adası, Doktor Jekyll ve Bay Hyde gibi romanları ile tanınan ünlü yazar Robert Louis Stevenson’ın meşhur çocuk şiiri My Shadow / Gölgem’in son kıtasındaki gibi (Kendi çevirimdir. Çevirmenlerin, şairlerin takdirine saygıyla sunuyorum):

One morning, very early, before the sun was up, / I rose and found the shining dew on every buttercup; / But my lazy little shadow, like an arrant sleepy-head, / Had stayed at home behind me and was fast asleep in bed.

Bir sabah, çok erkenden, gün bile doğmamışken / Kalktım, tüm çiçeklerde fark ettim parlak çiği / Tembel gölgeciğimse uykucuydu sahiden / Evde uyuyakalmış, tek bırakmıştı beni

silhouette photography of person

Ne yapabiliriz söyleyeyim. Hiç. Galaksimizin ışıklarının sütünde yıkanmaktan başka. Gözlerimizi kapatıp yalnızca varoluşumuzdan kaynaklanan bir kıvılcıma tutunarak, anlam aramayı hiç bırakmamaktan başka. Ömer Hayyam’ın meşhur rubaisindeki gibi:

Ey kör! Bu yer, bu gök, bu yıldızlar boştur boş!
Bırak onu bunu da gönlünü hoş tut hoş!
Şu durmadan kurulup dağılan evrende
Bir nefestir alacağın, o da boştur boş!

Anlamlı yaşayabilme umuduyla yanınızda olmasını istediğim Kendimce Düşünceler haftalık bültenini okuduğunuz için teşekkür ederim. Hadi başlayalım.

Kendimce Düşünceler bültenine abone olmak ücretsiz. Hadi siz de gelin!

#kişisel_gelişim