Utku Cevre

Yapay Dağlar Yaratmamak

“Zoru başarırım, imkânsız zaman alır!” sözü kulağa motive edici gelse de, bir yandan da zoru seçmeye duyduğumuz gizli eğilimi ele verir. Bazı insanlar önlerine engel çıktığı için yorulmaz. Çünkü engel yaratmadan yaşayamıyordur. Okyanusu geçip derede boğulmak deyimi gibi, bazen detaylarla uğraşırken işin anlamını kaybederiz. Her sayıda, kısıtlı enerjimizi yalnızca en gerekli zorlukları aşmak için nasıl kullanabileceğimiz üzerine düşünüyorum. James Thurber’ın 1939 tarihli kısa öyküsünden uyarlanan, yönetmenliğini ve başrol oyunculuğunu Ben Stiller’ın yaptığı The Secret Life of Walter Mitty filminde sevdiğim bir sahne var. Kayıp bir fotoğraf negatifini almak için fotoğrafçı Sean O’Connell’ın peşine düşen ve film boyunca İzlanda’dan Grönland’a kadar dünyanın türlü noktalarına giden Walter, nihayetinde Sean’ı Himalayalar’da bulur. Usta fotoğrafçı “hayalet kedi” olarak anılan bir tür kar leoparını objektifinden izlemektedir. Walter, bu hayvana “hayalet kedi” denilmesinin nedenini sorar. Sean ise şöyle cevap verir:

Güzel şeyler ilgi beklemez. / Beautiful things don’t ask for attention.

Dileyenler sahnenin tamamını buradan izleyebilir.

görsel

Filmin sonunda kayıp negatif umulmadık bir yerde bulunurken, Walter’ın hayatı çoktan geri dönülmez biçimde değişmiştir. Peki Walter bu heybetli dağlara yalnızca bir fotoğraf karesi için mi çıkmıştı? Gelin buna biraz bakalım.

Zen Budizminde gerçeklik algısı için üç aşamadan bahsedilirken şu örnek verilir:

Önce dağlar dağ, nehirler nehirdir.
Sonra dağ da yoktur nehir de.
Sonra tekrar dağlar dağ, nehirler nehir olur.

Bence bu örneğin anlatmak istediği şey şu:
İçgörünüz ve ruhsal seviyeniz yükseldikçe size başta engel gibi görünen konuların kalıcı ve bağlayıcı olmadığını anlayacaksınız. Sizin için adeta dağlar ve nehirler yok olacak. Daha sonra ise gerçek dünyayla karşılaşacaksınız, o dağların ve nehirlerin var olduğunu göreceksiniz; ancak onlar artık size engel olmayacak.

Zihninizde yok ettiğiniz dağlara boşu boşuna tırmanmaya çalışmayacaksınız.

Hollanda’da dağı bırak, doğru dürüst tepe bile olmamasına rağmen dağcılık sporunun oldukça yaygınlaşmış olması gibi, bazen engelleri kimse önümüze çıkarmasa da, onları kendi kendimize üretiriz. Böyle engel ve zorlamaları hedefin kendisine dönüştürenler olacaktır. Zorlukların yokluğunda hayat da eksikmiş gibi gelir. O noktada aslında soru bambaşka bir şeye dönüşüyor:

Ben bir dağı mı aşmak istiyorum, yoksa yalnızca hayatımda eksik olan yüksekliği mi arıyorum?

Aylaklık edeceğiniz bir pazar gününün hızla dolan programını düşünün. Veya birine sormaya imtina ettiğiniz için üzerinde günlerce uğraştığınız bir işlemi hayal edin. Kimseyle paylaşmayacağınız bir konuda derinlemesine bilgi edinmek için harcadığınız saatleri şöyle bir hesaplayın. Siz müdahale etmeseniz, üzerine düşmeseniz, gereğinden fazla önem vermeseniz daha kolay olurdu, değil mi?

Walter, kendisi farkında olmasa da dünyanın dört bir yanında ne kayıp negatifi, ne de fotoğrafçı Sean’ı arıyordu. Walter’ın aradığı şey aslında kendisi, yaşamak istediği hayattı. “Güzel şeyler ilgi beklemez,” prensibinden yola çıkarak; yaşam denilen güzel armağan zaten bir “hayalet kedi”ydi. Bazen deklanşöre basarak bu güzel izleği bozmamayı tercih etmek daha doğruydu. Kimi şeyler yalnızca uzaktan bakınca güzeldir. Yakalamaya çalıştığımız anda kaybolurlar.

Yaşamın doğallığı içinde kendimize tırmanılacak yapay dağlar yaratmamak gerektiğini anlatan bu yazıyı okuduğunuz için teşekkürler. Hadi başlayalım.

Kendimce Düşünceler bültenine abone olmak ücretsiz. İlham, kitap ve film önerileri almak için hadi siz de katılın!

#kişisel_gelişim