Three Thousand Years of Longing
Prof. Dr. Nevzat Kaya’nın The Odyssey’le ilgili “Christopher Nolan efsaneyi sekülerleştirmiş” yorumu beni çok güldürdü (izlemek isteyenler için buraya link bıraktım). Wolfgang Petersen’in Troy’u vaktiyle olayı daha da abartıp mitolojiden doğaüstünü olduğu gibi çıkarmıştı bildiğiniz gibi. Bunun üzerine ben de bu sayıda, içinde doğaüstü ne varsa barındıran 2022 tarihli keyifli George Miller epiği Three Thousand Years of Longing’den bahsetmek istedim.
İstanbul’a gelen Profesör Alithea’nın (Tilda Swinton) Kapalıçarşı’dan aldığı çeşmibülbülün içinden bir cin (İdris Elba) çıkar ve ona üç dilek hakkı verir. Bu üç dilek bizleri cinin geçmişine dair üç eski hikâyeye götürür. İlki Kral Süleyman ile Saba Melikesi Belkıs’a, ikincisi 16. ve 17. yüzyıl Osmanlı sarayına, üçüncüsü ise 19. yüzyıl Suriçi İstanbul’unda yaşayan, bilgiye aç genç bir kadın olan Zefir’e uzanır.
A.S. Byatt’ın Bülbülün Gözündeki Cin öyküsünden uyarlanan film bizler için tanıdık coğrafyaları oryantalizme düşmeden aktarmayı başarmış. Bence filmin asıl meselesi “yalnız ve özgür olmak mı, yoksa sevdiğinle ve prangalı olmak mı?” sorusu üzerine kurulu. Bunu anlatırken gezindiği masallar ilgi çekici. Bir an kendinizi bir İhsan Oktay Anar kitabının içindeymiş gibi hissedebilirsiniz. Özgürlüğün, belki de dileklerin gerçekleşmesinden çok hangilerinden vazgeçebildiğimize bağlı olduğunu fark edebilirsiniz. Şu aralar TOD platformu üzerinden izleyebilirsiniz. Öneririm.
