Utku Cevre

The Substance

2024’ün flaş filmi The Substance’ı sonunda izleme fırsatı buldum. Öncelikle türünü açıklığa kavuşturmak için Golden Globe ödüllerinin kategorizasyonuna bakmayı faydalı buluyorum. Oscar ödüllerinden farklı olarak Golden Globe’da En İyi Film, En İyi Kadın Oyuncu ve En İyi Erkek Oyuncu ödülleri (ayrıca aynı ödüllerin televizyon dizileri için olanları) Drama türündeki yapımlar ve Müzikal / Komedi türündeki yapımlar için ayrı ayrı verilir. The Substance’ı Golden Globe’da Müzikal / Komedi türünde değerlendirmişler. Daha önce Kendimce Düşünceler bülteninin 9. sayısındaki Ready or Not film eleştirisinde değindiğim gibi korku ve komedi birbirine yakışan türler, dolayısıyla filmimizin body horror denilebilecek bilimkurgu / korku karışık tarafı senaryo açısından önemli ama görsel açıdan izlenemeyecek boyutta değil (45 sene önce çekilen Alien’ı daha zor izlersiniz). Filmin asıl gümbürtü koparmasının gerekçesi filmin hem yönetmeni hem senaristi olan Coralie Fargeat’ın Cannes Film Festivali’nde senaryo dalında ödüle layık görülmesi. Görsel açıdan bir başka popüler Fransız yönetmen olan Jean-Pierre Jeunet’ye benzettiğim hiperrealistik tarzıyla şaşırtan Fargeat, olgun, katmanlı senaryosuyla ödülü gönül rahatlığıyla hak ediyor.

Filmin en bariz ilham kaynağı Oscar Wilde ’ın ünlü romanı Dorian Gray’in Portresi.

Yaşlandığı için gözden düşen bir aktrisin (Hakikaten başarılı bir performans sergileyen ve bir anlamda kendisini oynayan Demi Moore), bulduğu bir gençlik aşısının sonuçlarıyla yüzleşmesi olarak özetleyebileceğimiz konusuyla, evrensel olarak geçerli olan güzellik standartları ve yaşlanma korkusu eleştirisi bariz görünüyor. Hemen altındaki metafor ise iç benliğimiz ile toplum içinde çizdiğimiz kimliğin çatışması. Hatta kendi çocuk benliğimiz ile yetişkin benliğimizin çatışması. Bunu benlik bağlamından çıkarıp ebeveyn-çocuk ikililiği üzerinden de okuyabiliriz. Sıvıların renginden, mekanların giriş kapılarına kadar zengin bir metafor dünyası içerdiğini söylemek lazım. Bir anda televizyon dünyasını sallayan genç kadın rolündeki Margaret Qualley ve televizyon yapımcısı rolündeki Dennis Quaid de Moore’a aynı kalitede eşlik ediyorlar. Filmle ilgili eksi olarak söyleyebileceğim tek şey süre olarak 140 dakikayı bulması, ancak bu günümüz sinemasının maalesef genel bir problemi, filmler gerektiğinden fazla uzun. Kurgucuları “makas kesmiyor” demeden biraz daha gaddar olmaya davet ederek sözlerime son veriyorum. MUBI alın ve seyredin, platformda bu dönem çok kaliteli yapımlar var, yanında başka iyi filmler de izlemiş olursunuz.

“Little Sister is watching you,” desek 1984’e ayıp eder miyiz?

#sinema yazısı