Utku Cevre

Sürdürmek İçin Ara Vermek

Bu yayını iki haftada bir merakla bekleyen, takip eden, okuyan; yorumlarını, paylaşımlarını, beğenilerini esirgemeyen herkese öncelikle selamlarımı göndermek istiyorum. Düşüncelerini kelimelere döken herkes, günlük bile yazıyor olsa, birilerinin yazdıklarını okumasını ister. Kendimce Düşünceler’i kaleme alırken benim hayalim de yazdıklarımın orada olduğunu bildiğim birilerinin zihnine, yüreğine dokunabilmesi; anılarına umutla mendil sallayabilmesi, düştüyse el uzatıp yerden kaldırabilmesiydi. İkinci sezonu 65. sayı itibarıyla tamamlıyoruz. Ne şanslıyım ki bu yayın her okuyan için benzersiz bir ses, herkesten farklı bir bakış hâline dönüştü. Her sayfası okunan eski pazar ilavelerinin rolüne soyunan bu minik fanzini ilginizi ayırarak desteklediğiniz için teşekkür ederim.

Üçüncü sezon —tahminen Eylül sonu ya da Ekim başında— başlayana dek, iki haftada bir Kendimce Düşünceler arşivinden seçtiğim yazıları bugünkü düşüncelerimle harmanlayarak sizlere sunmak istiyorum. Friends dizisinden Ross’un sezonlar boyu tekrarladığı repliği hatırlar mısınız?

We were on a break! / Ara vermiştik!

Dizinin romantik özneleri Ross Geller ve Rachel Green’in yıllara yayılan inişli çıkışlı birlikteliği üçüncü sezonda ilişkilerine ara vermeleriyle yeni bir döneme girer. Tabii verilen aranın ne anlama geldiği ve hangi kurallara bağlı olduğu Ross ve Rachel tarafından aynı şekilde yorumlanmaz. Aranın sınırlarını kendi keyfine göre genişleten Ross, hayatının aşkı Rachel’ı inciteceğini düşünmediği hovardalığını sezonlar boyu “ara vermiştik” bahanesiyle haklı çıkarmaya çalışır.

görsel

Dizinin neredeyse otuz yıllık olduğunu hatırlatıp artık spoiler saymamanızı rica ederek devam edeyim: Ross ve Rachel’ın zaman zaman alevlenip sönen ilişkisi, ancak onuncu sezonun finalinde yeniden çift olmalarıyla neticelenir. Demek ki mutlulukları için eksik olan yalnızca altı sezon ve bir de çocukmuş. Daha sakin bir ilişkide akla gelmeyecek olsa da, onlarınki gibi fırtınalı bir hikâye ister istemez şu olasılığı düşündürüyor:

Ya ara vermeselerdi?
Sonunda çift olarak bir araya gelebilirler miydi?

Bir problemi çözemediğimiz zaman ilk refleksimiz çözüm yollarını iyice zorlamak olur. Oysa mutlaka kendinizden de bir örnek bulabileceğiniz gibi, çoğu kez problemin çözümünü bambaşka bir işe dalmışken buluruz. Tabii en iyi fikirlerin akla tuvalette geldiğiyle ilgili şehir efsanesinin kaynağı herhalde fayansların kalitesi olamaz, öyle değil mi? İngiliz sosyolog Graham Wallas, daha 1926 yılında yaratıcı düşüncenin dört aşamasından biri olarak inkübasyondan söz etmişti. Bugün inkübasyon etkisi (incubation effect) adıyla incelenen bu olgu, tam da burada tarif ettiğimiz durumu anlatıyor. İyi fikirler, çözülemeyen sorunlar, tıkanıklıklar ancak bu kuluçka döneminden sonra aydınlanmaya yer açabiliyor.

Oysa çoğu zaman, oyundan kalkmak istemediği için tuvalete yetişemeyen bir çocuk gibi elimizdekilere öyle tutkuyla odaklanırız ki, mola vermenin erdemlerini ve faydalarını göz ardı ederiz. Sonucunu bekleyen parlak fikirler, zamana bırakılması gereken aşk kıvılcımları, yazı masasının başında sayfaya dökülmeye hasret kelimeler kuş olup uçar, çiş olup kaçar. Elinizden kaçacağından korkarken yeterli özeni gösteremediğiniz bir şeyi, bazen ancak Passenger’ın şarkısındaki gibi serbest bırakarak gerçekten koruyabilirsiniz.

Hadi gelin sezonun son sayfasını birlikte çevirelim.

Kendimce Düşünceler bültenine abone olmak ücretsiz. İlham, kitap ve film önerileri almak için hadi siz de katılın!

#kişisel_gelişim