Utku Cevre

State of the Union

En sevdiğin beş yazar hangisi diye sorsalar sanırım Nick Hornby’yi sayarım ve kesinlikle beşinci olmaz (Louis Aragon’un büyük şairimiz Nâzım Hikmet için söylediği “O çağımızın en büyük beş şairinden biri ve kesinlikle beşincisi değil!” sözüne saygıyla göz kırpmak istedim). İlk defa yirmi yıl önce, Kanat Atkaya ve Can Kozanoğlu’nun sunduğu, NTV’de Cuma akşamları yayınlanan ve entellektüel açıdan son derece doyurucu Arka Sayfa programında duyup, bir çırpıda bütün eserlerini okuduğum bir yazar. Genellikle film uyarlamaları da olan Fever Pitch (biri İngiliz, biri de Amerikan yapımı olmak üzere iki defa uyarlandı) ve About A Boy (2001 yapımı filmde aktör olarak formunun zirvesindeki Hugh Grant ile birlikte çok genç bir Nicholas Hoult’u da izleyebilirsiniz) ile tanınmıştır. Eserlerine de sık sık yansıttığı gibi, müzikle ve Arsenal futbol takımıyla gönül bağı vardır. Sinemada özellikle Dallas Buyers Club filmiyle tanınan ve 2021 yılında erken yaşta vefat eden Jean-Marc Vallée’nin yönettiği Wild filmiyle senaryo anlamında güçlü bir örnek vermiştir. State of the Union ise doğrudan kendi eserlerinden uyarlanmayan, yaratıcılığını üstlendiği orijinal bir dizi.

About a Boy filminde Hugh Grant’in canlandırdığı sefasever karakter Will (en sağda), şair John Donne’un meşhur “ No Man is an Island ” şiirine şöyle cevap verir: “I am. I’m Ibiza!”

Açıkçası BluTV’de içerik ararken dizinin konusunu ve başrol oyuncularını görüp beğendiğim için izlemek istemiştim. Jenerikte Nick Hornby’nin adını görünce ise bu hafta yazacağım yapımın belli olduğuna emin oldum. Antoloji şeklindeki dizi (sezonları arasında devamlılık gözetmeyen yapımlar için kullanılan bir tabir), her bölümünde evlilik terapisi seanslarına girmeden 5-10 dakika önce yakındaki bir pub’da buluşup kendileri ve ilişkileri hakkında sohbet eden bir çift hakkında. Henüz Brendan Gleeson ve Patricia Clarkson’un oynadığı ikinci sezonu izleme fırsatım olmasa da, ilk sezon Rosamund Pike ve Chris O’Dowd başrolleriyle yıldız gibi parlıyor (iki oyuncu da, dizinin yapımcı kadrosu ile birlikte Emmy ödülü kazanmıştı). Bölümler 11 dakika, dolayısıyla bir sezonu tek oturuşta bitirmek de mümkün. Diyalogların sahiciliğini, espri düzeyini ve zekasını, karakterleri ve ilişkilerini yavaş yavaş açmasını özellikle beğendiğimi söyleyebilirim. Dizinin ismi olan State of the Union, normalde politik bir tabir olarak ABD başkanının her yıl kongreye yaptığı ve ülkenin mevcut durumunu değerlendirdiği konuşma için kullanılıyor ve aklınıza soru olarak geliyorsa, evet Donald Trump da ilk başkanlık döneminde bu konuşmayı yapıyordu. Union (Birleşme) kelimesi de evlilikle eşanlamlı olduğu için, isim olarak doğru seçim diyebiliriz. Unutmadan, dizinin yönetmenliğini Stephen Frears yapıyor. Kendisini Benim Güzel Çamaşırhanem, Dangerous Liaisons ve The Queen filmlerinden; bence en önemlisi de yine Nick Hornby uyarlaması ve romanı da çok başarılı olan High Fidelity’den tanıyabilirsiniz. Kısa zamanda ve dar alanda gerçekçi bir dünya kurmayı başarıyor. İyi yazılmış, iyi çekilmiş, iyi oynanmış böyle işler çok bulunmuyor, öneririm.

Gone Girl, The IT Crowd’la buluşursa esprisiyle yanlış yönlendirmek istemem. Canları sıkkın durduklarına bakmayın, bayağı komikler.

#sinema yazısı