Utku Cevre

Sosyal Kredilendirme Sistemi

Uzun bir işinizi yeni bitirdiğinizi düşünün. Diyelim ki hastanede saatler harcadınız veya alışveriş yapmaktan ayaklarınıza kara sular indi. Çok acıktınız, etrafta tanıdığınız bir restoran yok. Tanımadığınız, dışarıdan pek de bir şeye benzemeyen bir restorandan şef garsonu ya da sahibi olduğunu tahmin ettiğiniz, düzgün, temiz giyimli biri çıktı. Sizi ürkütür biçimde değil de, samimi olduğunu düşündüğünüz bir ses tonuyla konuştu ve dedi ki: “Bugün güzel yemeklerimiz var, denemek ister misiniz? Buyurun!”. Şimdi bu durumda tepkiniz ne olur? Ben çevremde gördüğümü söyleyeyim mi? Birçoğumuzun eli telefona gidiyor, hemen bir sosyal medya uygulamasında mekânı araştırıyoruz ve düşük puanlıysa asla tercih etmiyoruz. Önümüzdeki restorana girmek yerine, dakikalarca yol yürüyüp veya park yeri arayıp, yüksek puanına inandığımız başka bir yeri tercih ediyoruz. İşin sonunda bu bir tür eliminasyon sistemine dönüşüyor ve çok puanlanan mekanlar, özellikle de ilk puanlamalar yüksekse, belirli bir standardın altına hiç düşmezken, kalan mekanlar iş yapamaz hale geliyor. Oysa bir zamanlar, en yakındaki restorana, markete, kırtasiyeye veya konfeksiyon mağazasına güveniyorduk. Kalite yüksek miydi? Bazen. Bununla beraber “komşularım nasıl olsa benden alışveriş yapacak” mantığıyla fiyatlarını anormal arttırdıklarına da pek şahit olmadım. En enflasyonist politika dönemlerinde bile. Şu an yüksek puanlı bir mekânın popülerleşmeye başlayınca aldığı ilk aksiyon, fiyat ayarlaması yapmak oluyor. Peki yüksek puanlı diye gittiğiniz bir yerin sizi tatmin etmemesinin hayal kırıklığı büyük olmuyor mu? Herkesin beğendiği (belli ki, yoksa niye yüksek puan versinler diye düşünüyorsunuz) bir yeri beğenmemenin belli belirsiz endişesi hepimizde olmuyor mu? Acaba beğenilerimiz dolayısıyla dışlanma korkusu, bizi olmadığımız birine dönüştürüyor olabilir mi? İkinci bir peki, yazının başından beri restoran üzerinden verdiğim örneğin insanlara uygulandığını düşünün. Herkesin birbirini puanladığını ve düşük puanlılarla kimsenin görüşmediğini, kimsenin iş yapmadığını, puanınız belli bir düzeyin altındaysa birçok şeye hakkınızın olmadığını. Bilim kurgulara yakışır bu senaryonun henüz çok basit olan bir hali, sosyal kredilendirme sistemi adı altında Uzak Doğu ülkelerinden Çin ile kısmen de Güney Kore ve Japonya’da uygulanmaya başladı. Herkesin bir puanı var ve belirli davranışlarınızın tespiti bu puanı olumlu/olumsuz yönlerde etkiliyor. Ülkelere yayılmış yüz milyonlarca güvenlik kamerasından da tabii ki faydalanılarak. Black Mirror dizisinin üçüncü sezon ilk bölümü Nosedive tam da bu konuyu anlatıyordu. Hatırlamak isteyenler için kısa bir tanıtımını aşağıda paylaşıyorum.

Yapay zekânın devreye girmesinin toplumlara yadsınamaz etkileri olacağı çok açık. Bu sürecin müşterisinden çok ürünü pozisyonunda olan bizler için (bedava veya neredeyse bedava kullanıyoruz, ne zannediyorduk ki?) bence yapılacak olan, dünya medeniyetlerinin çocuğu sayılabilecek bu yeni zeki türü sorumlu bir şekilde yetiştirmek ve yakasının rengi fark etmeksizin süreçten etkilenen tüm işçilerin birbiriyle mücadele etmek yerine birbirine kenetlenmesini sağlamak.

Bilgi ve paylaşım şiarıyla yayınladığım Kendimce Düşünceler bültenine artan bir ilgiyle iltifat eden sizlere tekrar teşekkür ederim. Hadi başlayalım.

#kişisel_gelişim