Soru Sorma Ritüeli
Gurdjieff, yarı otobiyografik sayılabilecek kitabı Olağanüstü İnsanlarla Karşılaşmalar’ın bir yerinde, lokasyonunu zor bulduğu bir bilgeye önemli bir soru sormadan önce, doğu ve batı toplumlarını karşılaştırarak, doğuda konuyu dönüp dolaştırmadan direkt sadede gelmeye kötü bakıldığını, hatta insanlardan cevap almayı zorlaştırdığını anlatır. Kalabalık bir bayram ziyaretinde herkesin sırayla birbirinin afiyet ve sağlığını sorguladığı o meşhur sahne bilinç altınızda mevcuttur herhalde. Eric Berne transaksiyonel analiz modeli içinde bunu ritüeller kavramıyla açıklıyor. Yani örneğin, komşumuzla evden çıkarken karşılaştığımızda aşağıdakinin varyasyonları şeklinde 6 adımlı bir ritüel uygularız:
A1: Merhaba. / B1: Merhaba, nasılsınız? / A2: Sağ olun, ya siz? / B2: Sağ olun. / A3: İyi günler. / B3: İyi günler.
Berne bunu ileri götürerek, iyi tanıdığımız biri, söz gelimi iş yerinden yakın bir arkadaşımız bir hafta işe gelmediğinde, bir sonraki görüşmemizde bu 6 adımı, birbirimizi görmediğimiz süre kadar tekrarlayarak arayı kapatacağımızı söyler. Yani raporluysak nasıl hasta olduk, nasıl iyileştik; izne çıktıysak nereye gittik, neler yaptık gibi. Birbirimize en fazla 6 adımlık bir transaksiyon borçlu olduğumuz birinden, bu sayıyı aşacak bir konuşma başlatma girişimi geldiğinde ise garipseriz ve uyum göstermekte zorlanırız, hatta bir an önce konuşmayı bitirmeye çalışırız. Bir örnek vereyim, A kişisini komşunuz, B kişisini kendiniz diye düşünün:
A1: Merhaba / B1: Merhaba, nasılsınız? / A2: Vallahi bu aralar çok kaygılıyım, gözüme uyku girmiyor.
Şimdi B kişisi olarak “A-a hayırdır, neden?” minvalinde bir cevap vererek konuşmayı ilerletmezseniz, en hafif tabiriyle ayıp olur diyebiliriz, doğru mudur? Konuyu hızla kapatmaya çalışırsanız şöyle bir şey olur yani:
A1: Merhaba / B1: Merhaba, nasılsınız? / A2: Vallahi bu aralar çok kaygılıyım, gözüme uyku girmiyor. / B2: Geçmiş olsun, doktora görünebilirsiniz, size uyku ilacı yazar. İyi günler.
Kuzey Avrupa halklarının soğuk olduğuna dair insanımızda bir ön yargı var biliyorsunuz. Ben bunun nedenini Stockholm’e seyahat ettiğimiz bir seferde tanımadığımız birine yol sorarken anladım. Yol sorduğumuz kişi kesinlikle kaba olmayan bir üslupla tarif verip, hiç durmadan dönüp arkasını gitmişti. Bizde yol soranla beraber oraya kadar gidenleri düşününce, sanırım insan sonuç almaktan çok değer görmek istiyor bazen. IKEA Etkisi denilen kavramla insanları sürece dahil etmenin bağlılığı arttırdığını ispatlayan İsveçlilerin, sosyal normlarında buna alışık olmaması ilginç.
İnsanlar bazen size bir şey söylerler, ancak asıl yüreklerinden geçen başka bir şeydir. Gerçekten iyi bir dinleyici, insanların söylemediğini de anlayabilen, yüreklerinden geçen sesi de duyabilendir. Bunun için güçlü sorular sormanız ve bir yerde samimiyetle kendi yüreğinizi de açmanız gerekir. Yürekleri birleştirme yolculuğunda sizi desteklemesini istediğim Kendimce Düşünceler haftalık bültenini okuduğunuz için teşekkür ederim. Hadi başlayalım.