Utku Cevre

Sinners

1930’larda Jim Crow yasalarının gölgesinde Mississippi’de yaşayan siyahi bir genç, özgürlüğü ya kilisede arardı ya da blues müziğinde. Ryan Coogler’ın 2025 tarihli flaş filmi Sinners’ta, çete yaşamını geride bırakarak kasabalarına dönen ikiz kardeşler Smoke ve Stack, siyahların özgürce eğlenebileceği bir gece kulübü açar. Kasaba papazının oğlu olan kuzenleri Sammie’nin metafizik düzeye ulaşan gitar yeteneğiyle ortaya koyduğu müzik ise beklenmedik ziyaretçileri kulübe çekecektir.

Öncelikle Sinners’ın senaryosunun son derece katmanlı ve metaforlarla dolu olduğunu ifade etmek gerekiyor. Müzik filmde çok yoğun bir yer kaplıyor. Piyanist Delta Slim karakterinin dediği gibi, “blues” bu topluluğa zorla kabul ettirilmemiş tek şey. O kadar güçlü ki, farklı zamanları, dilleri ve kültürleri aynı zeminde buluşturabiliyor. Aşağıdaki harika sahnedeki gibi:

Filmde vampir folklörü üzerinden temsil edilen kültür empozisyonu (beyaz adamın dili, inançları, adetleri, nihayetinde her şeyin metaforu olan müziği) ve pusuda bekleyen Ku Klux Klan, bu topluluğa karşı iki büyük tehdit olarak seyirciye gösterilirken; Smoke’un eski eşi Annie’nin Hoodoo uygulayıcısı olması üzerinden inşa edilen köklere dönüş bunun karşısında duruyor. Filmin sonuna cesurca göz kırpan kilisedeki açılış sahnesindeki kırık gitar sapını ise yine metaforik olarak istavroz sembolüne benzetmek de olası. Kamyonette karşılaştıkları ve öldürdükleri engerek yılanı üzerinden de okursak, film boyunca asıl günahkarın kim olduğu tartışılıyor.

Coogler’ın Tarantino’dan etkilendiği, sabırlı diyalogları ve keskin karakterleriyle açıkça görülüyor. Kulüpteki kan gölü üzerinden Inglorious Basterds’tan Django Unchained’e, hatta senaryo anlamında From Dusk Till Dawn’a kadar selam çakıyor. Ancak kesinlikle ucuz film imajı vermeyen, daha çok eğlenceli bir epik olmaya soyunan orijinal bir film bu. HBO Max üzerinden izleyebilirsiniz, öneririm.

dkTBPg4qK5nzT2jeidzy4a-1200-80.jpg (1200×675)

#sinema yazısı