Utku Cevre

Sentimental Value

Yirmi birinci yüzyılın en iyi yönetmenleri arasına adını şimdiden ekleyebileceğimiz Joachim Trier’in 2025 tarihli filmi Sentimental Value (Affeksjonsverdi) Cannes’daki ikincilik başarısından sonra geçen hafta açıklandığı üzere 9 dalda da Oscar adayı olmuş vaziyette. 4 başrol oyuncusunun yanında senaryo, yönetmen ve film dallarında da adaylık aldığını belirteyim; yani şansları yaver giderse belki bir büyük beşliyle (en önemli 5 kategorideki ödüle de layık görülen film) daha karşılaşabiliriz. Trier’in bir önceki filmi olan The Worst Person in the World’ü 39. sayıda değerlendirmiştim, arzu edenler ona da göz atabilir.

Şimdi, yine metaforik ve katmanlı bir filmle baş başa olduğumuz için film okumasından spoiler almak istemeyenleri önceden uyarmış olayım. Film farklı okumalara açık, ancak ben iki çekirdek buldum, ikisini de ayrı ayrı rasyonalize edebiliyorum. O sebeple yorumu size bırakıyorum.

İlki biraz daha bariz olacak biçimde, parçalanma/bozulma ve (dikkat) tamir olma. Harika başlangıçta ileri düzey bir sahne korkusu geçiren Nora’nın kostümünü parçalaması ve terzilerin bantlaması ilk örneğim. Başlı başına bir karakter gibi olan o görkemli konağın duvarındaki çatlak ve filmin sonunda renove olması. Agnes’in çocukken canlandırdığı film karakterinin Nazilerden kaçarken trajik bir biçimde kardeşinden ayrılması, ancak buna zıt olarak Agnes’in büyüdüğünde bir aile kurması, sonunda da ablasıyla duygu birliğine varması. Nora’nın evli erkek arkadaşının parçalanan ailesi, ilişkisi ve manevi anlamda Nora’dan aldığı yük. Gustav’ın evi terk ettikten yıllar sonra büyük kızı Nora için yazdığı senaryo ile ilişkisini tamir etmesi. Gustav’ın kalp krizinden dönmesi ve filmini çekebilmesi. Gustav’ın Amerikalı aktris Rachel’ı önce manipüle ederek çevresinden koparması, sonra ise kızı yerine koyup azat ederek iyileştirmesi. Bir çırpıda aklıma gelen hepsi güçlü metaforlar üzerinden çekirdeği bu şekilde yorumlayabiliyorum.

İkincisi ise bence biraz daha gizli bir çekirdek. Buna da özetle geç kalma, faz farkı yaratma diyebilirim. Filmin görkemli açılışı metafor anlamında bu yola da çıkıyor. Nora’nın sahne arkasında yaşadığı kriz dolayısıyla geç başlayan oyunu (Ibsen’in Bebek Evi), Gustav’ın torunu Erik’e getirdiği The Piano Teacher, Irreversible gibi çocuğun yaşına uygun olmayan filmler ve metafor içinde metafor olarak zaten Agneslerin evinde DVD oynatıcı olmaması (yani geçmişten kalma bir teknolojinin geç kalması), Gustav’ın çok başarılı filminden sonra ikinci film için 20 yıl beklemesi, bu arada beraber çalıştığı ekibin yaşlanması, Nora’nın senaryoyu geç okuması, Agnes’in canlandırdığı karakteri yıllar sonra anlaması, Rachel’ın canlandırmaya çalıştığı karakterin hep bir adım gerisinde olduğunu iletmesi, film içindeki filmin final sahnesinde intihar ihtimalinin çalan kapı ziliyle ertelenmesi bu noktada aklıma gelen örnekler. Kızların evde terapi veren annelerini dinlemek için ısıtma borularını kullanmaları bile bence bu anlamda önemli bir metafor, zira hem alt kat - üst kat arası bir faz farkı yaratıyor, hem de sesler bu borudan geldiği için bir miktar gecikmeli ulaşıyor. Yıllar sonra Gustav’ın eve gelişini bile geç fark ediyorlar.

Filme adını veren Sentimental Value’yu bünyesinde toplayan metaforik obje, yani Agnes’in Nora’ya alması için ilettiği manevi değeri olan vazo ise bu iki çekirdeğin bence birleşimi gibi. Vazoyu aldıktan sonra Amerikalı aktris Rachel’ın geleceğini fark eden Nora, evden hızla kaçarken neredeyse vazoyu düşürüyor, ancak vazo kırılmıyor; yani bir nevi parçalanmaya ramak kalmışken tamir oluyor. Bu şekilde kaçınca Rachel ile karşılaşmaları da ertelenmiş oluyor.

Kuvvetli çekirdeğini metaforlarla böyle bezeyen filmler nadir geliyor. Şu an sinemalarda gösterimi devam ederken kesinlikle öneriyorum.

Gustav’ın Nora’yı filmine ilk davet ettiği sahne karşılıklı bir oynamadan oyunculuk dersi gibi. Karede Nora rolünde Renate Reinsve, karede görünmeyen karşısındaki koltukta ise Gustav rolünde Stellan Skarsgård var.

#sinema yazısı