Poetika
Orta Çağ uzmanı olan Umberto Eco’nun yazdığı, tüm zamanların en iyi romanlarından biri olan Gülün Adı, 1327 yılında, bir manastırda peş peşe işlenen cinayetleri araştıran eski sorgu rahibi Baskerville’lı William’ın gözünden Fransiskenler ile Papalık, yoksulluk ve zenginlik, özgür düşünce ve dogma gibi ikilikleri güzelce ortaya koyar. Bunu yaparken de manastırın başrahibinin kilit altında tuttuğu bir kütüphaneyi, özellikle de bir kitabı metafor olarak kullanır. İşte o kitap, Aristoteles’in Poetika’sının kayıp olan ikinci cildidir ve anlaşılan komedya hakkındadır.

Buradaki metinler arasılık edebiyat tarihinde ilk değilse de, kayıp bir metnin hayalini kurmak anlamında hedefi tam on ikiden vuran Eco harika bir icat ortaya çıkarıyor. Zira Poetika gerçekten de komedyadan bahsetme vaadinde bulunsa da, esasen yalnızca tragedyanın unsurları ve destan (mythos) türünden nasıl farklılaşması gerektiği üzerine. Okurken üstadın, hocası Platon’un idealar dünyasının gölgesi kabul ettiği gerçek dediğimiz dünyaya bile kuşkuyla bakmasından farklı olarak, kurmaca ve özellikle de taklit (mimesis) kavramına oldukça saygı duyduğunu görüyorsunuz. Bir tiyatro eleştirmeni gibi, çoğu şimdi kaybolmuş metinlerin olumlu ve olumsuz yönlerini ortaya koyuyor. Olay örgüsü oluşturma, koro ve dekor kullanımı, dil bilgisi ve söz sanatları konusunda açıklama ve tavsiyelerde bulunuyor. Metin kısa ancak derinlikli. Aristo’nun ezoterik yapıtları arasında sayılan bu kitabı temel bir eser olarak öneriyorum.
