Utku Cevre

Pembe Fil Paradoksu

Karakter, dış görünüş veya bağlı bulundukları klik açısından farklı gençlerin bir araya gelip birbirlerini tanıdıkları, ön yargılarını kırdıkları, farklılıklarında aynılıklar buldukları filmlerin en güzeli, 1985 tarihli John Hughes yapımı The Breakfast Club’dır. Birbirlerinden tamamen farklı (inek, sporcu, kaçık, prenses ve suçlu) beş lise öğrencisinin, ceza aldıkları için okulda geçirdikleri ve kim olduklarını anlatan bir kompozisyon yazmak zorunda oldukları bir cumartesi gününü anlatır film. Bir sürü maceradan sonra çok da uzak olmadıklarını anlayan başkarakterler, ortak yazdıkları kompozisyonda şöyle bir cümle kurarlar:

Bizi görmek istediğiniz gibi görüyorsunuz - en basit terimlerle, en uygun tanımlarla.

Şimdi, burada öznel bir bakış açısına vurgu yapılıyor, bu da alışılmadık bir şey değil. Bunun da iki nedeni var. İlki, vücudumuzun enerji canavarı olan beynimizin minimum güç harcayacak şekilde yapılandırılmış olması. Beyin zoru sevmez. O kadar sevmez ki, elindeki birkaç kelimelik bilgi zerresinin yanını yöresini varsayımla dolduruverir. Aksiyonu tespit edip düşünmeyi durdurur. Sigara paketlerinin üzerindeki uyarıların bıraktırmaktan ziyade zaten içen insanlarda yeni bir tane yakma isteği uyandırmasının sebebi de beynimizin bu şekilde çalışmasından ibaret. İkincisi ise deneylere konu olmuş bir teori ve ilk ortaya atan da ilginç. Şu önermeye dikkat edin:

Kendinizi bir kutup ayısını düşünmemeye zorladığınızda, o lanet şeyin her dakika aklınıza geldiğini göreceksiniz.

Dostoyevski’nin deneme kitabı Yaz İzlenimleri Üzerine Kış Notları’nda geçen bu cümleyi baz alarak, yüz yıldan fazla zaman sonra sosyal psikolog Daniel Wegner bir dizi deney kurguladı ve uyguladı. Sonuçta oluşturduğu teoriye İronik Süreç Teorisi ya da usta yazarın anısına saygıyla Beyaz Ayı Problemi ismi verildi. Pembe Fil Paradoksu olarak türevini de bulursunuz. Pembe fili düşünmemeye çalıştığınızda aklınızda pembe filden başka bir şey kalmaz. Toplumların zihnine belirli kavramları çapalamak için özellikle siyasiler bunu çok kullanır. Klişeleri gerçek sanmayın.

görsel

James Bond filmlerinin taşlaması olan Austin Powers film serisinde yüzünde kocaman bir ben olan bir yan karakter vardır. Bu karakter kaderin cilvesiyle aynı zamanda baş kötü karakter olan Dr. Evil’ın organizasyonuna köstebek olarak sızacak bir çifte ajandır ve kimliğinin açık edilmemesi gerekir (İngilizce mole kelimesinin hem ben hem de köstebek anlamına geldiğini belirteyim). Austin bu yan karakteri her gördüğünde gözü karakterin yüzündeki kocaman bene takılır ve ağzından istemsizce “mole” kelimesi çıkar, köstebek olduğunu açık etmek pahasına, hem de defalarca kez. Çok komik bir sahnedir. Buradan alınacak ders, zihninizden ne geçerse, karşınıza kim geçerse geçsin; kendi aklınızın içinden çıkın. Düşüncelerinizi özgür bırakın, onlar gidecekleri yolu bulurlar. Karşınızdakini stereotiplere koymayın, kolay olsa da yapmayın. Bırakın o size kim olduğunu tanıtsın, siz yalnızca dinleyin. Kulak vererek dinleyin.

Basmakalıplardan kurtulma yolculuğunda yanınızda olan Kendimce Düşünceler’i okuduğunuz için tekrar teşekkürler. Hadi başlayalım.

Kendimce Düşünceler bültenine abone olmak ücretsiz. İlham vermesi için hadi siz de katılın!

#kişisel_gelişim