Pelé: Birth of a Legend
Dört yılda bir düzenlenen FIFA Dünya Kupası, herhalde olimpiyatlarla beraber en çok beklenen iki spor organizasyonundan biri olsa gerek. Uzun yıllar ilk organizatörü Julet Rimet’nin adıyla anılan kupa, futbolu *jogo bonito (*güzel oyun) diye adlandıran ve Afrika kökenli capoeristaların ayak hareketleri üzerinden gelişen ginga stilini özümseyen Brezilya’nın müzesine 1958 yılına kadar girmedi. Hele kendi ülkelerinde düzenlenen 1950 kupasını finalde Uruguay’a kaybettikten sonra ülkenin ginga ruhuna karşı da mesafeli durmaya başladığı söylenebilir. Farklı ten renklerinden mürekkep olmaları ve kendilerine benzemeyen oyun stilleri dolayısıyla, insanlığın başına bela olan faşizmin doğduğu Avrupa’nın alay konusu da oldular. Bu mesafeyi ve ön yargıyı kıran kişi, ülkenin en fakir kesiminden çıkıp Santos FC kulübüne gelme şansı yakalayan 17 yaşında bir çocuk olacaktı. Çocuğun adı Edson Arantes do Nascimento, lakabı ise Pelé’ydi. Futbol, olimpik sporların en prestijlisi değildir, Pelé de hiç olimpiyatlarda yer almamıştır ancak buna rağmen Uluslararası Olimpiyat Komitesi tarafından Olimpiyat Nişanı ile ödüllendirilmiştir. 1279 golle tüm zamanların en çok gol atan futbolcusu olmasının yanı sıra, üç defa dünya kupası kaldıran (1958, 1962 ve 1970) tek futbolcudur. GOAT tartışmasının kazananı belli değil mi?
Filme gelirsek, bir sahnede cameo da yapan ve filmin yürütücü yapımcılığını da üstlenen efsanenin kendisi olduğu için belgesel niteliğinde bir objektiflik beklemek doğru olmaz tabii. Yönetmen koltuğundaki Zimbalist Kardeşler, temiz bir sinematografiyle 1950’ler Brezilya’sına insanı götürüp bırakıyorlar. Film akıyor. Otantikliğe de çeşitliliğe ve farklılıklara da saygı gösteriyor. Spor filmlerinin o kendini iyi hissettiren havasını sonuna kadar taşıyor. TV+ üzerinden izleyebilirsiniz. Öneririm.
