Pastiş, Kolaj ve Homaj
Postmodernizmin birçok eleştiri ve iddiasının içinde sanırım sinema ve edebiyata en çok etki edeni, özgünlük fikrine meydan okumasıdır. Bunun için üç teknikten bahsetmek olası: pastiş, kolaj ve homaj (Öztürk Serengil olsa “kel kelaj nikelaj” diye ekleme yapardı diyerek muzipçe göz kırpmak isterim).
- Pastiş, bir sanat eserinin veya bir fikrin, kendinden önceki bir kaynağı taklit ederek yeniden canlandırması demektir. Sinemada bu tekniği Quentin Tarantino çok kullanır. Örneğin Kill Bill Vol.1 filmi 1970’lerin yakın dövüş filmlerinin, Kill Bill Vol.2 ise spagetti western’lerin (Sergio Leone’nin başını çektiği, alışıldık western filmlerine göre çok daha kanlı olduğu için ismi genellikle ketçapla yenen spagettiye bir gönderme olan nefis alt janr) pastişidir.
- Kolaj, farklı materyallerin bir araya gelerek yeni bir kompozisyon yaratmasıdır. Bu anlamda resimde daha çok öne çıksa da, doğrusal olmayan anlatı, yine Tarantino’dan örnek verirsek Pulp Fiction filminin üçe bölünmüş ve farklı sırada kurgulanmış olması iyi bir örnek olabilir. Edebiyattan bir başka örnek olarak ise Seth Grahame-Smith’in 2009 tarihli romanı (daha sonra filme de uyarlanmıştı) Pride and Prejudice and Zombies’te, Jane Austen’ın klasik eserine zombi öğeleri ekleyerek yaptığı harika parodi sayılabilir.
- Homaj, bir sanat eserinin kendisinden önceki bir esere veya sanatçıya bariz bir gönderme ve saygı duruşu yapmasıdır. O kadar çok vardır ki hepsini saymaya sayfalar yetmez ancak ilk aklıma gelen Brian de Palma’nın yönettiği The Untouchables filminde tren istasyonundaki çatışma sahnesinde, merdivenlerden aşağıya inen bebek arabasının, Sergei Eisenstein’ın Potemkin Zırhlısı filminde savaşın ortasında Odessa merdivenlerinden inen bebek arabasına bariz bir gönderme olmasıdır (İlk filmdeki meşhur sahneyi aşağıya bırakıyorum, ancak şiddet sahnelerinden rahatsız olabilecekler için uyarı yapmış olayım).
Hayatımızı yaşarken de her alanda aslında sıklıkla bu üç tekniği kullanıyoruz. Yalnızca ortaya koyduğumuz eser kendi yaşantımız, esinlendiğimiz kaynaklar ise bizden önce yaşamış olan ailemiz ve atalarımız oluyor. Çoğunlukla Gülseren Budayıcıoğlu’nun kader motifi dediği şekilde, birebir kendi ebeveynlerimizin tavır ve davranışlarını taklit ederek bir nevi pastiş yapıyoruz. Sağdan soldan aldığımız bilgilerle kendimizce bir düstur edinerek kolaj yapmış oluyoruz. Elimizden geldiği ölçüde de atalarımızı onurlandırıyoruz, yani homaj yapıyoruz; ailemizin kullandığı ilginç bir tabiri telaffuz ederken gülümsüyoruz örneğin. Taklit, bizim kendi özgün sesimizi bulmamız için ilk basamağımız oluyor. Benim için bu haftalık bülten, beslendiğim birçok kaynaktan süzerek ortaya yeni bir bilgi çıkarmak için bir fırsat. Bu yolculukta eşlik ettiğiniz için sizlere çok teşekkür ederim. Hadi başlayalım.