Utku Cevre

Korkunun İki Türü

Korkunun iki türü vardır.

İlki, bir hatamızın, kusurumuzun, haksızlığımızın açığa çıkması ihtimalinden doğan yürek ağırlığıdır. Haksız olma halinin tüylerimizi diken diken etmesi, gözlerimizi büyütmesi, belki dokunsan ağlayacak hale getirmesidir. Haksız güç, haksız kazanç, haksız paye, haksız yengi sahibi biri bu korku türünü belki herkesin önünde değilse de, gece yattığı yerde gözleri açık tavana bakarken yaşar. Dünyada haklı olduğu konuda konuşan kadar içi rahat bir başka insan dahi yoktur. Kusursuzluk bize mahsus değil tabii ama hatayı kabul etme erdemi hepimize yakışır. Buradaki cesaret bir kusuru, bir hatayı inkâr etmemek ve herkes gibi kusurlu olduğunu ilan etmekten geçer. Stefan Zweig’ın Korku kitabından şu pasaj1 bu konuyu güzel anlatıyor:

Korku cezadan çok daha beterdir, çünkü ceza bellidir, ağır da olsa, hafif de, hiçbir zaman belirsizliğin dehşeti kadar, o sonsuz gerilimin ürkünçlüğü kadar kötü değildir.

Korkunun diğer türüyse, değişimin uzayan gölgesinin üstümüze düşmesinden kaynaklı üşüme hâlidir. İlk reaksiyonumuz genellikle değişime direnmek, öfkelenmek, hiçbir şey yapamıyorsak küsmek olur. Değişimin içine öyle çok şey girer ki… Sahip olduklarımızı, sağlığımızı, malımızı, en temel güvenlik unsurlarımızı kaybedince yaşayacağımız değişim. Bağlılık gösterdiğimiz varlıklar, saygınlık düzeyimiz, akran ve arkadaşlarımız olumlu/olumsuz, artı/eksi başkalaşınca yaşayacağımız değişim. Kalıplarımız, ön yargılarımız, fikirlerimiz, inançlarımız, övünçlerimiz, tepkilerimiz, içgörülerimiz, alışkanlıklarımız farklılaşınca yaşayacağımız değişim. Herhalde en çok zorlandığımız da bu sonuncusudur. Bu korkunun ilacı nedir derseniz, sevme cesareti derim. Ötekini veya bir başkasını bile değil, değişmiş versiyonumuzu, değişim sürecinin kendisini sevebilmekte cesur olmak bizi özgürleştirir. Cesaret bulaşıcıdır. Birbirimizin değişimlerini cesaretle desteklemek hepimizin içini ferahlatır.

orange and black butterfly

Bir Zen koanı der ki:

“Eğer bir kaplan seni kovalıyorsa, koş. Ama hayalindeki kaplan için neden terliyorsun?”

Yani demek istiyor ki çoğu korkumuz esasında kendi zihnimizin içindedir ve gerçekte bir karşılığı yoktur. Makul cesaret biraz da gerçeklerle hayalleri ayırt etme becerisi değil mi zaten? Bilginin olduğu yerde korkuya yer olmadığını, hele milli marşı “Korkma” sözcüğüyle başlayan bir ulusun fertlerine cesaretin Ata’dan miras olduğunu belirterek, şafaktan doğan güneşinizi parlatsın istediğim Kendimce Düşünceler haftalık bültenini okuduğunuz için teşekkür ederim. Hadi başlayalım.

Kendimce Düşünceler bültenine abone olmak ücretsiz. Yeni yazılardan haberdar olmak için hadi siz de gelin!

#kişisel_gelişim