İnsanlar İyidir
İnsanlar iyidir. Nasıl önerme? Eksik herhalde, değil mi? “Bazı insanlar iyidir,” veya “İnsanlar bazen iyilik yapar,” diye düzeltmeyi geçiriyoruz içimizden, doğru mudur? En karamsarlarımız da diyor ki, “İnsanoğlu çiğ süt emmiş” veya “Homo homini lupus / İnsan, insanın kurdudur”. Güven kapasitelerimiz farklı farklı. Kişilik testlerinde genellikle çapraz biçimlerde şöyle sorular sorulur: “Sizin görüşünüze (1) en yakın ve (5) en uzak olacak şekilde 1 ile 5 arasında puanlayın. İnsanlar genel olarak güvenilirdir: (1), (2), (3), (4), (5)”. Siz ne dersiniz? Tuzak olarak sormuyorum bu arada. Beyin formatını tiye alan Şahan Gökbakar videoları gibi, insanlar güvenilirdir diyorsanız siz de güvenilirsiniz, değilse dağdan atlayın gibi bir amacı da yok yani (Sakın dağdan atlamayın!). Böyle sorular genellikle sizin iyimserlik kapasitenizi ölçer. İyimserlik, bir şeylerin olabileceğine inanmak demektir. “Polyannacılık oynamak” derler ya alaycı bir biçimde, unutmamak gerekir ki 1913’te Eleanor Porter tarafından yazılan Polyanna kitabında da felç geçirip bir daha asla yürümez denilen başkarakter sonunda yürümeyi başarır. Yani polyannacılık çalışır. (Konudan bağımsız olarak bir benzer durumu da artistlik yapmak deyiminde görürüz, olmadığın bir biçimde görünmek, başka birinin davranışını taklit etmek demektir. Oysa bir şeyleri taklit ederek, olduğundan başka biçime sokarak öğreniriz. Sanat da zaten bir yerde doğanın taklidi değil midir? Bay bay parantez!). Dünyayı değiştirenler iyimserlerdir. Çünkü en azından denemeye cesaretleri vardır. 1901-1909 yılları arasında ABD başkanlığı görevini üstlenen, bu süreçte anti-tröst kanunları çıkararak Standard Oil şirketi başta olmak üzere birçok şirketin tekelleşmesini engelleme cesareti gösteren, kanlı 1904-1905 Rus-Japon Savaşı’nın iki ülkenin de onurunu kırmayacak şekilde bitirilmesinde aktif diplomatik rol oynayan, bu gerekçeyle de 1906’da Nobel Barış Ödülü’ne layık görülen ilk Amerikalı olan Theodore “Teddy” Roosevelt’in (1945’te hayatını kaybetmeseydi muhtemelen sonsuza kadar ülkenin başında kalacak olan demokrasi aşığı Franklin Roosevelt, namıdiğer FDR ile karıştırmayın) bu konuya çok uyan bir konuşması var. 1910’da Paris’te Sorbonne Üniversitesi’nde yaptığı ve “The Men in the Arena / Arenadaki İnsan” olarak bilinen konuşmanın bence en etkili pasajı aşağıda:
Önemli olan eleştiren kişi değildir; güçlü birinin nasıl tökezlediğini ya da bir işi yapanın onu nasıl daha iyi yapabileceğini söyleyen kişi de değildir. Gerçek takdir, gerçekten arenada olan insana aittir. Yüzü tozla, terle ve kanla kirlenmiş olana; cesurca mücadele edene; hata yapana, defalarca başarısız olana; çünkü çaba varsa hata ve eksiklik de kaçınılmazdır. Ama o kişi gerçekten bir şeyler yapmak için uğraşandır; büyük coşkuları ve adanmışlıkları tanıyan, kendini değerli bir amaç uğruna harcayan kişidir. En iyi ihtimalle büyük bir başarının zaferini yaşar; en kötü ihtimalle ise, başarısız olsa bile en azından büyük bir cesaretle denemiştir. Bu yüzden onun yeri asla zaferi de yenilgiyi de bilmeyen soğuk ve ürkek ruhların yanı değildir.
Şimdi ben kendi tamlayıcı önermemi söyleyeyim. İnsanoğlu bilinçsizce iyidir ve tek başına yaşamak için büyütülmemiştir. Elinizde yumurta varsa omlet yaparsınız. Ne yapacaksanız mevcut ahali ile yapacaksınız, ithal edemezsiniz. Evet, belki siz de yakın çevrenizin ortalaması olabilirsiniz. Ama işte bazen iki gönül birleşince ikisinden de büyük bir şey ortaya çıkabiliyor. Mühim olan birbirine güvenmek ve cesaret aşılamak. Size bilgiyle cesaret versin istediğim Kendimce Düşünceler haftalık bültenini okuduğunuz için teşekkür ederim. Hadi başlayalım.
Kendimce Düşünceler bültenine abone olmak ücretsiz. Yeni yazılardan haberdar olmak için hadi siz de gelin!