Hayyam'ın Terâneleri
Doğu'nun Kafka'sı olarak anılan (Karpatların Maradona'sını çağrıştırmıyor değil) İranlı yazar Sadık Hidayet'in 1923 yılında kaleme aldığı Hayyam'ın Terâneleri, Hidayet'te vücut bulan kuşkucu iyi bir kalpten, kendisinden neredeyse bin yıl önce yaşamış bir şair bilginin Hayyam'da vücut bulan nihilist meraklı yüreğine bir köprü kuruyor. Ömer Hayyam bildiğiniz gibi İran'ın beş büyük şairinden biri (merak edenler için diğerleri Firdevsî, Sadî-i Şîrâzî, Hâfız ve Rûmî - evet Mevlânâ'yı İranlılarla paylaşmakta zorlanıyoruz, eserlerini yaşamını da sürdüğü Anadolu'da verdiğinden dolayı, bence baklava gibi bizdendir). Hayyam şiirlerini rubai formunda yazdığı halde bu kitabın isminde neden bir başka form olan terâne kelimesi geçiyor derseniz, sanırım yazar bu noktada terânenin Farsça ve Türkçe'de de birinci sözlük anlamı olan ezgi, melodi kelimesine vurgu yapmak istiyor. Sadık Hidayet bu kitabı yazdığında, şaşacaksınız ama henüz 20 yaşında ve ona o rubailer bence şiirden ziyade bir hoş ezgi gibi geliyor. Kitap son derece olgun bir inceleme. Rubailerin ortaya çıkışına, etrafta dolaşan pek çoğunun sahte oluşuna (kendi isimleriyle yayınlamaya cesaret edemedikleri yapıtları için Hayyam’ın ismini kullanan çok şair var), Hayyam'ın dünya ve evren görüşüne nokta atışı değiniyor. Sonuna da onun yazdığına emin olduğu rubailerini iliştiriyor ve bir nevi hiç tanışmadığı ama candan sevdiği ustasını onurlandırıyor. Kitabı okuyunca Ömer Hayyam'ı zamanından önce doğmanın sancısını yaşayan bir fikrin kanlı canlı haline benzettim, biraz da üzüldüm. Kitapta da değinilen Hayyam, Nizâmülmülk ve Hasan Sabbah'ın çocukluk arkadaşı olması teorisini romanlaştıran bir öte okuma için Amin Maalouf'un modern klasiği Semerkand'ı da okumadıysanız öneririm. Sadık Hidayet'in meşhur romanı Kör Baykuş'u da listeme aldım. Hayyam'ın Terâneleri ise ilgilisine sevgiyle tavsiye edilir.
