Utku Cevre

Geriye Bakmak Değil, Eski Senle Vedalaşmak

Hepimizin rengârenk çiçeklerimizi yetiştirmek istediğimiz bahçelerimiz var. Bazen tohum atmayı, sulamayı, çapalamayı unutsak da, sonunda ürün verdiği o an bize iyi geliyor. Her sayıda kendi bahçemden topladığım ekinler için bir sergi kuruyorum. Ata Demirer’in hem senaryosunu yazdığı hem de başrol oynadığı 2010 tarihli Eyvah Eyvah filminde beni her izlediğimde güldüren bir sahne var. Kendi halinde bir sahil kasabası olan Geyikli’den, hiç görmediği babasını aramak için İstanbul’a gelen Hüseyin Badem, tanışıp arkadaş olduğu şarkıcı Firüzan’la birlikte babasının izini sürmek üzere bir emlakçı bürosuna girer. Ancak emlakçının arazi mafyası tarafından yaralanmasına da istemeden şahitlik ederler. İki kafadar can havliyle görme engelli taklidi yapmaya başlarlar ve pozlarını hiç bozmadan bir alt kattaki sokak kapısına kadar giderler. Ancak Hüseyin son anda dönüp geriye bakar ve foyaları meydana çıktığı için büyük bir tehlike atlatırlar (tekrar izlemek isteyenler için sahne burada). Geriye baktığı için kaderin cezalandırdığı mitolojide de bir karakter var. Gelin beraber hatırlayalım.

görsel

Trakyalı kahin ve ozan Orfe (Orpheus), bir yılan sokması sonucu hayatını kaybedip yeraltı dünyasına giden sevgilisi Evridiki’yi (Eurydice) kurtarmak için peşine düşer. Lirinin müziğiyle Hades ve Persefoni’yi ağlatarak sevgilisinin tekrar dünyaya dönmesi için izni koparır. Tanrıların tek şartı Orfe’nin önden yürümesi ve yeryüzüne çıkana dek hiç geriye dönüp bakmamasıdır. Ancak kendisi güneşi gördüğü anda Evridiki’nin peşinde yürüdüğünden emin olmak isteyen Orfe bu şartı unutarak geriye bakar ve sevgilisini ikinci defa kaybeder. Joseph Campbell’a göre Orfe’nin ihlâl ettiği şey mitolojilerde bakma tabusu olarak geçen bir irade testidir. Peki geriye dönüp bakmanın bu tabu dışında ne sakıncası vardır?

Proje yönetiminde de sıklıkla başvurulan bir uygulama olan retrospektifin birebir karşılığı geriye bakıştır. Bunu özel hayatımızda da sıklıkla yaparız. Gece yatağa uzandığınız ve günün, geçtiğimiz dönemin, hatta bazen hayatınızın muhasebesini yaptığınız zamanları düşünün. Bu muhasebelerimizin başrolünde genellikle hatalarımız, yapamadıklarımız, söyleyemediklerimiz, yenilgilerimiz, hayal kırıklıklarımız olur. “Neden?” diye sorarız. Şimdiki zamandayken anlam arayışının olmazsa olmazı olan “neden” sorusu, geçmişe yöneltildiğinde yapısı itibarıyla yargılayıcıdır. Geriye bakmak bizi kötü hissettirir. Lâzım olmayan negatif duyguları depreştirir ve bugünümüze de yansır. “Ne yapalım Utku Cevre, geçmişten hiç mi ders almayalım, vurdumduymaz kör ayvaz mı olalım?” diye bağırdığınızı duyar gibiyim (Evet tam olarak bu kelimelerle, hep bir ağızdan ve senkronize bir biçimde).

Orantısız retrospektif yerine uygulayabileceğimiz iki yöntem var. İlki Nasreddin Hoca’nın testi kırılmadan hikâyesi gibi, pre-mortem denilen biçimde (post-mortem’in tersi) olayların istediğimiz gibi gelişmediği senaryoları potansiyel sonuçlardan geriye doğru sarmak. Yani aslında gelecekten bugüne retrospektif yapmak. Bir nevi geleceği görmeye çalışmak. Örneğin bir ilişkiye başlarken, bir yıl sonra bittiği senaryoda neden bitmiş olabileceğini düşünmek. İkincisi ise inisiyatik ölüm (veya ölümün inisiyasyonu) denilen yöntem ile geçmişteki hataları yapan düşünce biçimi, bakış açısı ya da kimlikle vedalaşmak. “Her saniye, her olasılıkla değişen ben, acaba geçmişimdeki hataları yapan eski ben miyim? Hâlâ eski ben olmak istiyor muyum?” sorularını sorabilmek. Buna göre Orfe’nin hatası geriye bakmaktan ziyade eski benini bırakamamak, ölmeden önce ölememek. Hüseyin Badem’in başını derde sokan da esasında geriye bakmak değil, geleceğin hayaletlerini geçmişte aramak oluyor. Kendi tecrübem de hayatta en büyük tuzaklardan birinin eski bende kalmak, değişememek olduğunu gösteriyor.

Şimdiyi seven Kendimce Düşünceler’i okuduğunuz için tekrar teşekkürler. Hadi başlayalım.

Kendimce Düşünceler bültenine abone olmak ücretsiz. İlham, kitap ve film önerileri almak için hadi siz de katılın!

#kişisel_gelişim