Genç Kalbi Şefkat İster
Bir Not ve Teşekkür: Kendimce Düşünceler 44 haftadır kesintisiz olarak yayınlandığı ilk sezonunun ardından Eylül başına kadar mola veriyor. Bu sayıya kadar sürekli artan ilginiz, beğenileriniz, yorumlarınız için çok teşekkürler. Molada biraz biriktirip tazelenerek 45. sayıyı yeni sürprizlerle hazırlamak istiyorum. Ağustos ayı boyunca notlar kısmında tabii ki aktif olacağım, Selim Başbuğ’un farklı türlerde yazarları bir araya getirdiği dergisinde Ağustos ayının ilk perşembe akşamı yeni yazımı okuyabileceksiniz. Belki bu aralıkta ’in eski sayılarına da bir göz atmak istersiniz ☺️ Ayrıca Substack platformunda geçirdiğim yaklaşık 10 aylık yazma sürecimde keyifle takip ettiğim, desteklerini hep hissettiğim, kültür-sanat-felsefe-sosyoloji havsalanızı bonkörlükle besleyecek yazılarıyla ’ın “Masamdakiler” yayınını ve ’un “Flanör’ün Notları” yayınını da bu vesileyle tekrar önermek isterim.
Tekrar görüşmek üzere, siz değerli okuyuculara en içten sevgilerimi göndererek başlangıç yazısına geçiyorum. İyi okumalar!
Gençlerin kalbi acıları pek bilmez.
Euripides’in Medea’sında girişte Sütnine karakterinin ağzından dökülen bu sözler ne anlatır? Antik dönemin üç büyük tragedya yazarından biri olan Euripides (merak edenler için diğerleri Aiskhylos ve Sophokles), henüz MÖ 431 yılında yazmıştır bu satırları. Anneleri Medea’nın duygularını anlayamayan çocuklarına, Euripides’in getirdiği eleştiri acaba günümüzün Z kuşağına yapılan eleştirilerin bir öncülü müdür?
Bir toplumda liderliğin istisnasız bir ağırlıkla yaşça büyük kişilerin elinde olduğu yönetim bakış açısına gerontokrasi deniyor. Brejnev dönemi SSCB’si buna örnek olarak verilir genellikle, ancak modern kapitalist toplumlarda da çok sık rastlanıyor. Peki bir lider, liderlik ettiklerini neden güçlendirmek istemez? İki cevabı olabilir. Ya güçlendirecek kadar güvenmiyordur ya da kendisine rakip yaratmak istemiyordur. Oysa kuşak değişimlerinde farklı kuşakların arasında kültür ve iletişim bağlarını kurabilmek de yine yaşça büyük, tecrübeli liderlere düşer. Bunun en çarpıcı örneği takım sporlarında olur. Oyuncuların yaşları gözetilerek belirli bir zaman çizelgesine göre oluşturulan takımlar bazen bütün yaşça büyük oyuncularını bir anda elden çıkarır (ya da örneğin milli takım ise aday kadroya çağırmaz). Yalnızca gençlerden oluşan bir kadro ise olgunlukla gelen bilgelikten yoksun kalır. Yine lidere dönersek, “bu bilgeliği vermesinin yolu nedir?” derseniz; tabii ki yeri ve zamanı geldiğinde sahneyi o yanındaki potansiyele bırakmasını bilmesidir.
Woody Allen’ın 2011 tarihli harika filmi Midnight in Paris’te, başkarakter Gil Pender her gece 1920’lerin Paris’ine bir zaman yolculuğu yapar. Hemingway, Picasso, Fitzgerald, Stein ve Dali’nin fırtına gibi estiği şehrin o yıllarına önce büyük bir nostalji duyar. Derken hiç beklenmedik bir şey olur ve karakterlerimiz bir kere daha geçmişe döner. Belle Époque çağı Moulin Rouge’unda masalarına misafir olduğumuz Toulouse-Lautrec, Gaugin ve Degas’ın sohbetinin konusu Paris’in en iyi döneminin rönesans zamanı olduğudur. Bence filme senaryo Oscar’ını kazandıran detay da işte burada. İstisnasız her nesil geçmişi özler, kendisinden sonrakileri ise hiçbir nesil beğenmez. Ancak bu rahatsızlık duygusunu delip geçebilen, yerle yeksan edebilen bir başka duyguyla daha doğmuşuz: Şefkat.
Tina Oziewicz’in “Kimse Bakmazken Duygular Ne Yapar?” isimli çocuk kitabında her duygu bir aksiyonla anlatılır. Şefkat için orada şöyle diyor:
Şefkat, salyangozların kaldırımdan geçmesine yardım eder.
Ben bu tanımı çok seviyorum, çünkü koçluk pratiklerini çağrıştırıyor. Koç (coach) kelimesinin birinci anlamı at arabasıdır (komik ama gerçek). At arabaları, insanları bir yerden alıp bir yere götürür. Koç da birinin kendi başlangıç noktasından yola çıkıp hedefine ulaşmasını sağlamaya yardımcı olan bir yol arkadaşıdır. Koçluk, takım arkadaşlığı, iş arkadaşlığı, aile veya dostlar, hangi sosyal iletişimde olursak olalım; müşfiklik gösterdikten sonra aşılmaz duvarların hepsi yıkılır, kuşak farkları da kapanır. İster boomer olun isterseniz zoomer (bu da yeni çıktı), iletişimde mottonuz şefkat, itina ve dürüstlük olsun. O zaman gençlerin merakı da artar, bilgisi de.
Kuşaklar arası yolculukta yanınızda olan Kendimce Düşünceler’i okuduğunuz için tekrar teşekkürler. Hadi başlayalım.
Kendimce Düşünceler bültenine abone olmak ücretsiz. İlham vermesi için hadi siz de katılın!