Utku Cevre

Gelip Geçiciliğinize Sarılın

Sokağa çıkıp yüz kişiye “Gelip geçici mi olmak istersiniz, yoksa kalıcı mı?” diye sorsanız, bir kişiden bile “gelip geçici” yanıtını alamazsınız (mesela diyorum, sakın çıkıp sokakta soru soracak yüz kişi aramayın). Belki pet şişe gibi kalıcı olmak isteyenlere, jiletle kazınsa bile dimağlarımızdan silinmek istemeyenlere bile rastlayabilirsiniz. Özellikle ileri yaşlarda gark olduğumuz bu “namım yürüsün” ruh hali esasında kendi varoluşumuzun bir kanıtını aramak gibi. Ben, ben olduğum için varım, eyvallah. Peki başkaları için ben gerçekten var mıyım? Bizzat tanıştığım eşim dostum dışında bu dünyadan benim de geçip gittiğim nasıl ispatlanacak? Bu ilginç, kompleks bir problem. Bir münzevi düşünelim. Herkesten uzakta, bir dağın başında, yalnız yaşıyor. En sevdiği rengin kırmızı olduğunu, kadife gibi yumuşak bariton bir ses rengi olduğunu, belki evrenin sırlarına vakıf olduğunu kimse bilmiyor. Şimdi bu kişi gerçekten var mı? En popüler ideolojiler, bir şey üretmiyorsa kişiyi yok kabul ediyor bildiğiniz gibi. Peki ürettikleri gelip geçiciyse, o zaman kişi hangi noktada var olmuş oluyor? Hepimiz bir Jane Austen, Münir Nurettin Selçuk, Bill Gates, Mahatma Gandi veya Serena Williams olamayacağımıza göre yapmamız gereken şey o gelip geçiciliklere bir anlam katmaya uğraşmak. Gelip geçiciliklerinize sarılın, dışarıya açılın, içinizden gelenleri daha çok paylaşın ve yavaş yavaş bu dünyada kapladığınız hacmi genişletmeye çalışın. Merak etmeyin, dünya hepimize yeter, sizin mutluluğunuz başkasının mutsuzluğu pahasına olmak zorunda değil. Bu ağacın meyvelerinin tadı paylaştıkça artar.

person holding four red apples

Ben kendi gelip geçiciliğimin içinde yazarak, anlatarak, öğreterek dışa açılmayı tercih ettim. Her hafta severek hazırladığım bu bültenler size de bir kıvılcım verebiliyorsa ne mutlu bana! Bu yolculuğa eşlik ettiğiniz için tekrar teşekkür ederim. Hadi başlayalım.

#kişisel_gelişim