Utku Cevre

Furiosa: A Mad Max Saga

Bazı yönetmenlerin potaniyelinin sınırı yok. Nereye koysan oluyor. Teknoloji ne kadar gelişirse, hayallerini o kadar güzel beyazperdeye döküyorlar. George Miller’a bakın. Genç bir sinemacı olarak iki Mad Max filmi çekiyor, post-apokaliptik Avustralya çöllerinde geçen bir dünya kuruyor. Sonra gidiyor, çoban köpeği olmak isteyen bir domuzcuğun (Babe) maceralarını anlatıyor. İki Neşeli Ayaklar filmi çekiyor, biriyle de animasyon film dalında Oscar ödülü alıyor. Yirmi yıl sonra çocuk filmleri çekmeyi bırakıp Mad Max: Fury Road ile seriye geri dönüyor ve çölde geçen bitmeyen takip sekansı ile sinema tarihine damgasını vuruyor. 2015 tarihli Fury Road bence içine bulunduğu on yılın en iyi filmlerinden biriydi. Miller, o filmden sonra hem de çoğunluğunu İstanbul’da çektiği büyülü yapım Three Thousand Years of Longing’de kısa bir mola verip, yine kendisini var eden seriye geri dönüyor ve Fury Road’da tanıştığımız Furiosa karakterinin başrolde olduğu bir prequel’e imza atıyor. Detayına geçmeden ilk filmin alevli gitarcısını da aşağıdaki kısa video ile hatırlatayım.

Max’in yokluğunda, ilk filmdekinden daha genç, daha sert ve tutkulu bir Furiosa var burada. Petrol, kurşun ve tarım derebeylerinin güç dengeleri, buradaki dengeye ortasından dalan motosiklet çeteleri (başlarında alışılmadık bir Chris Hemsworth), bir intikam ve bir de aşk öyküsü var filmde. Orijinal dünyalar yaratmak gibi zor bir işi bu seriyle iki defa başarmış Miller. Görsel efektlerin de yardımıyla serinin bu yeni filmleri çok daha görkemli, daha net ve derinlikli. Epik aksiyon filmlerini sevenler başta olmak üzere mutlaka öneririm. 2024 tarihli yapımı TV+ ve Apple TV’den izleyebilirsiniz.

furiosa.jpg (1280×720)

#sinema yazısı