Euphoria
Rain Man, Good Morning Vietnam, Sleepers ve Wag the Dog gibi filmleriyle zülfü yâre dokunmaktan vaktiyle hiç çekinmemiş olan yönetmen Barry Levinson’ın oğlu Sam Levinson için “armut dibine düşmüş” desem yeridir. Yönetmen ve senarist olarak imza attığı en önemli iş olan HBO dizisi Euphoria’yı üçüncü sezonunda klasik bir tragedya havasında bitirirken, inanç, aile, sevgi ve bağımlılık dörtgenini güzelce kuruyor. Hemen her bölümde izleyenleri metafor yağmuruna tutmasının yanı sıra farklı duyguların arasında da gezdiriyor. Euphoria sert bir dizi, rahatsız etmekten çekinmeyen, tersine bunu arzulayan bir tarafı var. Başını Zendaya’nın çektiği oyuncu kadrosunun, kara mizaha göz kırpan çok sayıda noktada sarsılmayan gerçekçi oyunculuğunu takdir etmek gerekiyor. Bu açıdan Breaking Bad’i de yer yer andırdığını söyleyebilirim. Levinson, final bölümündeki düello sahnesini çekerken, tıpkı çağdaşı pek çok genç yönetmen gibi, Tarantino’dan oldukça etkilenmiş görünüyor. Ziyanı yok, çünkü Tarantino da büyük usta Sergio Leone’den etkilenmişti. Dizinin finalinin muhafazakâr diyebileceğim bir son ile bağlanmasını bir miktar garipsesem de, bir tür duygusal arındırma yaşatmayı da bunca yıl midesi kaldırarak izleyen seyircilerine borç bilmiş diye düşünüyorum. Bu açıdan dikkatlice öneririm. HBO Max üzerinden izleyebilirsiniz.
