Utku Cevre

El Pepe, una vida suprema

Her bültende son izlediğim film veya dizilerden en beğendiğim için yazdığım bir incelemeye yer veriyorum.

Emir Kusturica’yı Çingeneler Zamanı, Underground gibi kara komedileri ile ilgiyle takip ederim. Tabii Kusturica’nın başarısından bir aslan payını da film müziklerini yapan Goran Bregović’e vermek lazım. Ederlezi, In The Death Car, Kalasnjikov gibi şarkılarını şu anda çalsa hemen hatırlarız ve dans ederiz (aşağıya 1997 tarihli bir canlı performans ekledim, buyurun dinleyin). Kusturica’nın 2008’de Diego Maradona ile ilgili yine Güney Amerika’da geçen bir belgeseli daha var. Bence o noktada bu kıtayı tanıyıp sevdi ve Güney Amerika’nın İsviçre’si denilen, hem demokrasi düzeyi hem de kişi başına düşen milli geliri ile Batı Avrupa ülkeleri standartlarında olan Uruguay’ın yaşayan efsanesi José Mujica (ya da daha çok bilinen lakabı olan El Pepe) üzerine bir belgesel çekmeye karar verdi. 2018 tarihli film, ağırlıklı olarak Mujica’nın devlet başkanlığı döneminin son günü olan 1 Mart 2015’te geçiyor ve tüm gün boyunca El Pepe’yi takip ediyor. Yol arkadaşları ile röportajlara ve Costa Gavras’ın 1972 tarihli filmi The State of Siege’den parçalara da yer veriyor.

José Mujica 1935 doğumlu bir çınar. 2024’te yemek borusu kanseri teşhisi konduğunu ilan ederek sevenlerini üzse de, Uruguay’da ve dünyada fikirlerine değer verilen biri olmayı sürdürüyor. 1960’ların hareketli gençlik yıllarının ardından, 1973 yılında gerçekleşen askeri darbe sonucunda, büyük çoğunluğu tek kişilik hücrede olmak üzere tam 13 yıl boyunca hapiste kalıyor. 1985’te yeniden özgür seçimler yapılmaya başlandığında dışarı çıkıyor ve bu defa dünyayı değiştirme gayesini siyasetle gerçekleştirmeye çalışıyor. Senatörlük ve tarım bakanlığı görevlerinin ardından, nihayetinde 2009 yılında devlet başkanlığı seçimini de kazanıp 5 yıl süreyle başkanlık yapıyor. Yoksulluğa karşı mücadele ediyor, özgürlükleri arttırıyor ve kapitalizmi belirli bir mesafede tutmayı başarıyor. Uruguay’da devlet başkanlığı üst üste iki dönem yapılamıyor, o sebeple başarılı döneminin ardından 2015’te koltuğu devrediyor. Üç buçuk milyon nüfuslu ülkede kişi başına düşen milli gelir 23.000$ düzeyinde ve rejimi kusursuz bir demokrasi sayılıyor. Mujica, bir tür bilge başkan olarak (Platon’daki filozof kral gibi), maaşının büyük bölümünü yoksullara bağışlıyor, sarayda değil köyde çiftlikte oturuyor ve eski model mavi bir vosvos arabaya biniyor. Ancak bu tevazusu bütün dünyada saygı görmesini engellemiyor. Âşık olduğu devrimci yoldaşı Lucía Topolansky ile (kendisi de siyasetçi) nikah kıymaları da ancak 2005 yılını buluyor. Belgeselde sorulması üzerine, tek pişmanlığını mücadele içinde geçen ömrüne çocuk yapmayı sığdıramaması olarak belirtiyor. El Pepe’yi tanımak güzeldi, filmin adına referans vererek üstün hayatını anlatan belgeseli izlemek de öyle. Netflix’ten erişebilirsiniz.

Köyde karşılaşsanız “Nassın dede?” diye hâl hatır sormaya davranacağınız bu tatlı ihtiyar, gençliğinde banka soygununa karışmış, çatışmada kurşun yediği için dalağını ve akciğerinin yarısını aldırmış, 13 yıl hapis yatmış, 70 yaşında gençlik aşkıyla evlenmiş, devlet başkanlığı yapıp Beyaz Saray’da ağırlanmış ve 90 yaşında hala yoksullukla mücadele için uğraş veren farklı bir ruh.

Kendimce Düşünceler bültenini her hafta Pazar sabahları yayınlıyorum. Sadık bir dost gibi, söz verdiği saatte e-postalarınızda olsun istiyorum. Abone olmak ücretsiz. Hadi abone olun.

Keyif aldıysanız lütfen bültenin hemen üst veya alt bölümlerinde yer alan kalp simgelerine tıklayarak beğenilerinizi gönderin. Görüş bildirmek isterseniz bültenin hemen altına yorum ekleyin, mutlaka cevaplarım.

Son olarak okumayı, öğrenmeyi ve gelişmeyi seven arkadaşlarınızla ilginç bir şeyler paylaşmayı seviyorsanız, lütfen aşağıdaki butona tıklayarak Kendimce Düşünceler bültenini paylaşın.

Görüşmek üzere, sevgiyle kalın 👋

#sinema yazısı