Utku Cevre

Değişme İhtiyacın Aslında Kabul Edilme Arayışı Olabilir

Psikolog Carl Rogers’ın Kişi Olmaya Dair kitabında yazdığı şöyle bir cümle vardır:

İlginç paradoks şudur: Kendimi olduğum gibi kabul ettiğimde, değişmeye başlarım.

Oysa yaygın inanış değişmek için eski benliğimizden cüzzamlı gibi kaçmanın yeğ olduğu yönündedir. Hâlbuki değişim isteği zannettiğimiz şey çoğu zaman kabul görme isteğidir. Dış dünyanın sizi kabul edebilmesi için öncelikle kendinizin kabul edilmeye değer olduğuna inanmanız gerekir. Her sayıda kendi kendimizi manipüle etmeden kabul edilebilir olduğumuza inanmanın yollarını arıyorum. Cameron Crowe’un 1996 tarihli filmine ismini de veren başkarakter Jerry Maguire, sporcu menajerliği mesleğiyle ilgili bir anlam arayışına girdikten sonra, elinde kalan tek sporcuyla her şeye yeniden başlamak zorunda kalır. Menajerliğini üstlendiği Amerikan futbolcusu Rod Tidwell (Cuba Gooding Jr. tarafından Oscar ödüllü bir performansla canlandırılmıştı) harika istatistiklere sahiptir, ancak takımı ona hak ettiği kontratı vermek istemez. Ta ki insanların Rod’u gerçekten gördüğü bu sahneye kadar. Gelin ne olup bittiğini hatırlayalım.

Jerry Maguire

Jerry’yle kader ortaklığı yapan Rod, iyi bir aile babası, kaliteli bir sporcu ve düşündüğünü saklamayan bir mutlak doğrucudur. Ancak takımı onu boşboğaz bir star özentisi ve kuru kuruya rakamlar toplamı olarak görür. Günlük hayatında renkli giyim tarzı, hızlı müzik zevki ve eşine duyduğu aşk ile insanları etkileyebilen Rod sahadayken her şeyini vermesine rağmen adeta görünmezdir. Ancak bir gece maçında sakatlık riskini göze alarak yaptığı touchdown (Amerikan futbolunda gol) sonucu boynunun üzerine düşerek baygınlık geçirir. İzleyicilerin nefesini tuttuğu birkaç dakika sonucunda uyanan oyuncu, eğlenceli gol sevinciyle bir anlamda ikinci hayatını da kutlarken, hem seyircilerin hem de takımın gönlünü kazanır. O geceden sonra artık insanlar yalnızca istatistiklerini değil, Rod'u konuşmaya başlar. Maksimum kontratını garantilediğini ve kendisiyle beraber menajeri Jerry’yi de kurtardığını söylemeye gerek yok tabii.

Peki Rod’un görünür olmasını sağlayan şey insanların sempatisini kazanmak mıydı yoksa gerçekten kim olduğunu göstermesi miydi?

Kendimizle ilgili varsayımlarımız bazen bizi çift taraflı bir aynanın içine hapseder. Şunu düşündüğünüz bir seferi hatırlayın:
**“Elimden gelen her şeyi yapıyorum ama yine de olmuyor. İnsanlar beni görmüyor.”**Belki de sorun insanların bizi görmemesinden ziyade bizim yalnızca görülmeyi beklememizdir, ne dersiniz? Memnuniyetsizliğimiz kendimize zarar verecek boyutta bizi için için yer. Zamanla bizi daha kırgın, daha savunmacı insanlara dönüştürebilir. Oysa aslında yapmamız gereken insanların duygularına karşı görünür olmak, kalbimizi açmak olabilir mi?

Saint-Exupéry’nin Küçük Prens’inde tilkinin sırrı da böyle değil miydi:

İnsan gerçekleri sadece kalbiyle görebilir. En temel şeyi gözler göremez.

Görünür olmak ile gerçekten görülmek arasında da böyle bir fark vardır. Ölümden döndükten sonra insanlar Rod’u ilk kez gerçekten gördüler. Onun duygularıyla bir anlığına da olsa hemhâl oldular. Sevincini, heyecanını, gururunu yüreklerinde hissettiler. Jerry de yıllarca havalı menajer rolü yaptıktan sonra mutluluğu ancak tamamlanmamış olduğunu kabul ettiğinde bulmamış mıydı zaten?

Kendin olmak denilen şeyin aslında kalbinin kilitli hücresinin kapısını açmaktan geçtiğini anlattığım bu yazıyı okuduğunuz için teşekkürler. Hadi başlayalım.

Kendimce Düşünceler bültenine abone olmak ücretsiz. İlham, kitap ve film önerileri almak için hadi siz de katılın!

#kişisel_gelişim