Çağrılmayı Beklemeyin
Edip Cansever’in ünlü ve episodik şiiri Çağrılmayan Yakup’ta, başkarakter kendini şöyle tanıtır:
Ben, yani Yakup, her türlü çağrılmanın olağan şekli
Daha hiç çağrılmadım
Biri olsun "Yakup!" diye seslenmedi hiç
Yakup!
Diye seslenmedi ki, dönüp arkama bakayım
Çağrılmak. Her dilde aynı anlama gelen bu sözcük, modern anlamıyla hem isimlendirilmek anlamına geliyor hem de aranmak. Hep bir varoluşumuzu kanıtlama ihtiyacı içindeyiz ya, en kolay yolu bir başkasının bizi tanıması, düşünmesi, belki endişelenmesi, arayıp sorması. Şimdi bu anlattığım, az haneli bir yerde, diyelim ki köyde, kasabada, ufak bir semtte daha kolay. Süper Baba dizisinin finalinde Fiko, Çengelköy için diyordu ya “evler, dükkanlar, ağaçlar, hep aynı şeyler, aynı yüzler, aynı sesler…” diye. Sizi tanıyanlar, belki bıktıracak düzeyde varoluşunuzu kanıtlıyor. Her şeyin bir rüya olmadığına eminsiniz, böyle sıkıcı bir hayal kurmayacağınızı tahmin edersiniz (Fight Club’da Tyler Durden’ın “Hey, sen beni yarattın. Kendimi daha iyi hissetmek için ezik bir ikinci kişilik yaratmadım herhalde!” repliğini hatırladım). Peki şehir hayatında kolay mı bu dediğim? Kimseyi tanımadığınız apartmanınızda, hiçbir şey borçlu olmadığınız esnafla ilişkilerinizde, hele ki bir yerde uzun süredir çalışmıyorsanız, bir de yalnız yaşıyorsanız; bir tür köksüzlük problemi yok mu? Her yeni kuşak, bir öncekinin hem zevklerini hem de dertlerini sırtına yüklenirken, örnekse hem Taylor Swift hem de Janis Joplin dinlemeyi mecburiyetten sayarken; yıllar geçmiş, hemen hiçbir hastalık çözülmemiş, üstüne bir de kaygı problemi binmişken; nesiller boyu biriktirdiğin insan sayısı niye azalır? Ne diyordu Cansever şiirinde:
Ben, yani Yusuf, Yusuf mu dedim? Hayır, Yakup
Bazen karıştırıyorum.
O eski öyküde, gördüğü bir rüyadan ötürü Yusuf’u kıskanan kardeşleri onu kuyuya hapseder, Yusuf ise köle olarak gittiği Mısır’da yine rüya tabirleri sayesinde vezir olup ailesine geri döner. Modern, şehirli insan bazen bu varoluşsal kör kuyularda, dalsız köksüz, bir başına kalır. Ne yapmalı?

Ali Ekber Yıldırım’ın Üretme Tüket kitabında, “Yeni Köylüler” diye bir bölüm var. Şehir yaşamından sıkılıp köye yerleşen burjuvaların bir süre sonra tezek kokusundan rahatsız olup köylülerden şikâyet etmeye başlamasını konu eden nefis bir kısımdır. Kentlilik tek yön bilet kesilebilen bir hedef. Günahıyla sevabıyla burayı benimsediyseniz artık yapmanız gereken burada dallanmak, köklenmek, yeşermek. Çağrılmayı beklemeyin, çağırın. Maharet rüyayı görmekte değil de doğru tabir etmekte desek yeridir. Arkadaşlarınızı arayın, varoluşunuzu kanıtlayan sevdiklerinizi ziyaret edin. İlişkilerinizi sürdürmenin zorluğunu beraber büyüyerek aşın. Size aradığınız enerjiyi vermesini umduğum Kendimce Düşünceler haftalık bültenini okuduğunuz için teşekkür ederim. Hadi başlayalım.
Aşağıdaki kutucuğa e-posta adresinizi yazın ve düğmeye basın, çünkü Kendimce Düşünceler bültenine ücretsiz abone olabiliyorsunuz.