Utku Cevre

Boyunun Ölçüsünü Almak

Bir yere, bir kimseye, bir şeye alışmak tüy kadar hafifken, vazgeçmek çoğu zaman külçe demir gibidir. Bazen vazgeçmekten öyle korkarız ki, tahammülü konfor, yıpranmayı deneyim kazanmak zannederiz. Her sayıda dünyaya biraz daha dışarıdan bakarak, vazgeçebilme korkularımızı gidermenin yollarını arıyorum. René Goscinny’nin yazıp Morris’in çizdiği Lucky Luke, namıdiğer Red Kit çizgi roman serisinin en ilginç karakterlerinden biri kasabanın cenaze levazımatçısı olan Mathias Bones’tur. Yaz kış giydiği frak ve silindir şapkasıyla, kamburunu çıkarıp gezen bu beyefendiyi hatırladınız mı?

51X4wBA3gYL._AC_UF1000,1000_QL80_.jpg (1000×512)

Genellikle sırtında zar zor taşıdığı tabutla ve yanında akbabasıyla gördüğümüz Bones, kasaba meydanındaki düellolardan önce elindeki mezurasıyla düellocuların boylarını keyif içinde ölçer. Bu hayali vahşi batı kasabasında sayılı esnaftan birinin tabutçu olması beni her seferinde güldürürken, aklıma da bir şehir efsanesini getirir.

Evcil pitonu son zamanlarda hiçbir şey yemediği için endişelenen sahibi, yılanı bir veterinere götürür ve zavallı hayvanın çok hasta olduğunu, günlerdir ağzına lokma koymadığını, geceleri de halsizlikten biricik sahibinin yanına boylu boyunca uzandığını söyler.
“Yılanınız hasta değil,” diye yanıtlar veteriner.
“Sadece sizi yutup yutamayacağını anlamaya çalışıyor. Bu yüzden de kendine yer açıyor.”

Güzel Türkçemizde “boyunun ölçüsünü almak” diye hafif tehditkâr bir deyim var. İddialı olduğunuz bir konuda, koyduğunuz hedef yolunda görkemli bir başarısızlığa uğradığınız, iddianıza tezat olarak yetersizliğinizi anladığınız anlar için kullanılır. Üç kuşak ücretli işçi iken borçla balık restoranı açmak da olabilir bu, veda gecesinde İşte Öyle Bir Şey şarkısını söyleyip konservatuar sınavına girmek de; ilk başarılı projenizden sonra idareci olmaya çalışmak da olabilir, iki ay vücut geliştirip Ironman’e katılmak da. Peki boyumuzun ölçüsünü almak konusunda neden bu kadar savunmasızız? Çünkü insan bazen ufka bakmakla kalmaz, bakarken dönüşüm geçirir. Friedrich Nietzsche’nin İyinin ve Kötünün Ötesinde kitabında dediği gibi:

Uzun süre bir uçuruma bakarsan, uçurum da senin içine doğru bakar.

Bazen kendimi bir şeyi çok isterken yakalarım. O an kendi içimde şunu tartarım; bu isteğim bir hayal mi, heves mi, yoksa hedef mi? Gerçekten istiyor muyum, yoksa sadece vazgeçmek mi istemiyorum, aradaki farkı çoğu zaman ancak kaybettikten sonra mı anlıyorum? Bazen bir hayale o kadar uzun dalarız ki, hayallerimiz bize hedef gibi görünmeye başlar. Oysa bu, kamikazeliğe soyunmaktan farksızdır. Bu durumda hem düellocu biz oluruz, hem tabutçu. Koynunda yılanı besleyen de biz oluruz, aç kalan yılanın kendisi de.

Boyunun ölçüsünü almak, çoğu zaman cesaretin değil, yanlış ısrarın sonucudur.

Olgunluk da işte böyle isteklerimizi dizginleyebilmekte, enerjimizi hedeflerimize yönlendirebilmekte değil midir?

İsteklerimizi ayırt edebilmek ve yerli yersiz boyumuzun ölçüsünü almamak için bazen sadece derin bir nefes almak gerektiğini hatırlatan bu sayıyı okuduğunuz için teşekkürler. Hadi başlayalım.

Kendimce Düşünceler bültenine abone olmak ücretsiz. İlham, kitap ve film önerileri almak için hadi siz de katılın!

#kişisel_gelişim