Utku Cevre

Boy

Jane Campion ve Peter Jackson ile birlikte Yeni Zelanda’dan çıkan en ünlü yönetmen herhalde Taika Waititi. Muhteşem Thor: Ragnarok filmiyle Marvel Sinematik Evreni’ne bomba gibi düşen, Jojo Rabbit filmiyle ise senaryo dalında Oscar ödülüyle (aynı zamanda da soundtrack derlemesi dalında Grammy ödülüyle) taçlandırılmış çok farklı bir II. Dünya Savaşı filmine imza atan sinemacı, filmlerinde çoğunlukla yönetmen, senarist ve aktör şapkalarını birlikte takıyor. Waititi için nüktedanlık olmazsa olmaz bir değer, bu çok belli. 2010 tarihli Boy filmi yönetmenin ikinci uzun metrajı ve Sundance Film Festivali’nde gösterilerek uluslararası sinema dünyası tarafından ilk defa tanınmasını sağlayan yapım. Film, temasına göre dramanın ya da komedinin bir alt janrı olabilen büyüme/ergenlik türünde. Stand By Me, Cinema Paradiso, City of God, Spirited Away veya yine Waititi’nin filmi olan başta belirttiğim Jojo Rabbit gibi o kadar farklı tarz ve tonda örneği var ki bu janrın… Sanatçıların yaratım sürecinde dönüp kurcaladığı zaman dilimi genellikle kendi ilk gençlikleri oluyor, janr belki de bu sebeple bu kadar popüler. Boy ya da ülkemizde gösterildiği ismiyle Delikanlı, 1984’te Yeni Zelanda’nın kırsalında geçiyor. Büyükannesi, kuzenleri ve kardeşi Rocky’yle yaşayan 11 yaşındaki Boy (esas ismi Alamein), uzun zamandır görmediği ve hayallerinde idealize ettiği babası geri döndüğünde (babasının da ismi Alamein, yönetmen bu rolü kendisi oynamış), onu beklediğinden çok farklı buluyor. Filmin metaforik anlatımı beklenmedik ölçüde güçlü. Bana ton olarak değil ama tema açısından Andrey Zvyagintsev’in 2003 tarihli modern klasiği Dönüş’ü çağrıştırdı. Büyüme eksenindeki hayal kırıklığı etkileyiciydi. Waititi sonradan farklı anlatım biçimleri denese de özünde minimalist bir yönetmen. Boy filmi de asgari kamera hareketi, sınırlı mekân ve sayılı karakterleri ile tematik anlamda minimalist bir örnek. Jared Hess’in ilk filmi Napoleon Dynamite’ın banliyö sıkkınlığı, her ne kadar o denli stilize olmasa da Wes Anderson filmlerinin kamera tekniği ve Alexander Payne sinemasının duygusal derinliği filmin bence ilham kaynakları. En sondaki Thriller ve Yeni Zelanda’nın yerel haka dansı kırması hayal/dans sekansı ise sinema tarihinde kendine mütevazı da olsa bir yer bulmuş olabilir. Filmi MUBI’den izleyebilirsiniz. Öneririm.

boy_704_2_0.jpg (704×396)

#sinema yazısı