Utku Cevre

Bir Tencere Yaprak Sarması

Kendimce Düşünceler’in ikinci sezonunun üçüncü sayısından herkese merhaba! Yeni sayıları sizlerle buluştururken niyet ettiğim şey, zihinlerimiz arasında bir köprü kurmak. Her başlangıcı, önemli bir soru için kafa yoran sessiz bir ortaklık gibi görüyorum. Bu yolculuğa Çağan Irmak’ın 2008 tarihli melodramı Issız Adam’da dananın kuyruğunun koptuğu nokta herhalde Alper’in “Ada ben ayrılmak istiyorum!” dediği sahne. Mizanseni hatırlatayım. Alper’in annesini yeni uğurlayıp eve gelmişler. Ada, çocuksu bir hevesle kadının gitmeden pişirip dolaba koyduğu bir tencere yaprak sarmasına, bütün tencereyi yeme parolasıyla yumulmuş, içecek olarak da şeftali suyu tercih etmiş, hararetle bir şeyler anlatıyor. Duvara sırtını dayamış Alper, görünüşte her şey yolunda gibiyken, işte o sırada bir çuval inciri berbat ediyor. Ada elindeki sarmayı bırakıp şeftali suyundan küçük bir yudum alıyor ve “Neden hiç şaşırmadım diye düşünüyorum!” ile başlayan konuşmasını yapmak için kameraya dönüyor. Ayağa kalkarken bardağı görüyoruz, neredeyse bomboş. Neden? Çünkü Ada en başında bardağa çok az meyve suyu koymuştu. Bir tencere yaprak sarmasına yetecek kadar değil. Yıllar önce sinemada izlerken de bana tuhaf gelen bu detayı gelin biraz açayım.

görsel

1980’de sosyal psikolog Neil Weinstein’ın ortaya koyduğu, 2010’larda ise bilişsel nörobilim profesörü Tali Sharot’un deneyle pekiştirdiği bir bilişsel önyargı var. İsmi iyimserlik önyargısı. Weinstein’ın çalışması insanların kötü olayların kendi başlarına gelme ihtimalini sistematik olarak çok düşük, iyi olayların başlarına gelme ihtimalini ise çok yüksek tahminlediklerini ortaya koyuyor. Sharot ise bunu bir adım daha ileri götürüyor ve MR cihazıyla da izleyerek, insanlara başlarına gelebilecek kötü olayların olasılığı ile ilgili tahmin yaptırdıktan sonra gerçek istatistikleri de onlara iletiyor ve yeni bir tahmin yapmalarını istiyor. Riskin ilk tahminlerinden daha düşük olduğunu duyduklarında, yani olumlu bir bilgi aldıklarında, insanlar hızla tahminlerini değiştiriyorlar. Ancak riskin ilk tahminlerinden daha yüksek olduğunu duyduklarında, yani olumsuz bir bilgi aldıklarında ise tahminlerini hemen hemen hiç değiştirmiyorlar. Beynin hata farkındalığını işleyen kısmı Anterior Singulat Korteks (ACC), olumsuz haberlerde neredeyse hiç aktivite göstermiyor. Yani gerçekten de “good vibes only” biçiminde programlıyız.

Matematiksizliğin dayanılmaz hafifliği dışında insanların böyle davranmasına sebep olan şey tabii ki umut. Dünyayı ileriye götürenler, geleceğe yatırım yapanlar, olmazları olduranlar ve bir tencere yaprak sarmasını bir oturuşta yiyebileceğini düşünenler işte bu umutlu insanlar. Stephen King’in kısa öyküsünden uyarlanan 1994 tarihli Esaretin Bedeli’nde başkarakter Andy, Red için o siyah taşın altına gizlediği mektupta ne demişti?

“Unutma Red, umut iyi bir şeydir, belki de en iyi şeydir ve iyi şeyler asla ölmez. Umarım bu mektup sana ulaşır ve seni sağlıkla bulur.”

görsel

Bu çok doğru sözden önceki 19 yıl boyunca bir keskiyle tünel kazan, tünelin girişini bir metrelik bir posterle kapatan ve kaçış planını ince ince dokuyan Andy, bir tencere yaprak sarmasının yanına iki parmak şeftali suyu koyan Ada ve doymak bilmeyen bir narsisizmden muzdarip olan Alper’i de son olarak karşılaştıralım mı? “Evet!” diye bağırdığınızı duyar gibiyim. Üçü de iyimser olan karakterlerimizden Andy haksız yere hapse düşünce her şeyini kaybetti ve kendine yeni bir dünya kurmanın planını yaptı, tek eksiği bir keski, bir poster ve biraz zamandı. Alper’in zaten her şeyi vardı, tek eksiği onu iyileştirecek bir yürekti, onu da elinden kaçırdı. Ada’nınsa bir tencere dolusu yaprak sarması ve eşikte bekleyen bir kalp kırıklığı vardı, tek eksiği yeteri kadar meyve suyu ve azıcık duygusal bağ kurmaktı, o da kısmet olmadı. Umudu da çaba, moral ve şansla beslemek gerekiyor demek ki.

Umudunuzu hep yüksek tutmanızı salık veren Kendimce Düşünceler’i okuduğunuz için tekrar teşekkürler. Hadi başlayalım.

Kendimce Düşünceler bültenine abone olmak ücretsiz. İlham vermesi için hadi siz de katılın!

#kişisel_gelişim