Utku Cevre

Bir Romanda Okumuştum Buna Benzer Bir Şeyi

Beynimiz, yeni kavramları başka kavramlara benzeterek anlamlandırmaya eğilimli. “Tıpkı, sanki, gibi” kelimeleri anlam inşa ederken en büyük yardımcılarımız. Peki bir kavramdan da öte, bir hikâyeyi de başka bir hikâyeye benzeterek anlamak mümkün mü? Her sayıda dünyayı güzelleştiren sayısız hikâyeden payıma düşenleri birbirine bağlamaya çalışıyorum. En sevdiğim hikâyeler, kangurunun kesesi gibi içinde bir başka hikâyecik saklayanlardır. Edebiyatta buna gömülü anlatı deniyor. Dıştaki hikâye akarken içteki küçük hikâye ansızın beliriyor; temayı güçlendiriyor ve görevini tamamlayınca sessizce çekilip yerini yeniden ana anlatıya bırakıyor. Gelin bunu bir şarkının içinde arayalım.

Tamirhaneye gelen zengin kadına âşık olan tamirci çırağını dinlerken, anlatıcı bizi bir anda o parlak kapaklı romanın içine götürüyor. Nasıldı geçiş?

“Bir romanda okumuştum buna benzer bir şeyi
Cildi parlak kâğıt kaplı pahalı bir kitaptı
Ne olmuş, nasıl olmuşsa âşık olmuştu genç kız
Yine böyle bir durumda tamirci çırağına”

görsel

O küçük hikâye boşuna anlatılmaz. Asıl anlatının ne söylemek istediğini daha görünür kılmak içindir. Karaca da romandaki masalsı ihtimali, tamirci çırağının gerçekliğiyle yan yana getirerek sınıf meselesini görünür kılar. 1975 tarihli şarkıdan elli bir yıl sonra şarkıyı şimdi yazsaydı usta müzisyen acaba sınıf atlamaya çalışan işçiler için şu dörtlüğü de ekler miydi?

“Kafeinsiz kahveyle gezsen de
Krediyle elektrikli araca binsen de
Pijamayla toplantıya girsen de
İşçisin sen, işçi kal”

Şarkılar ve şiirler gibi kısa anlatılardan, masallara, filmlere, romanlara ve piyeslere kadar her türde gömülü anlatıma rastlayabiliyoruz. Bazı eserleri belki bu yüzden diğerlerinden fazla hatırlıyoruz.

Bence en ilginç iç içe hikâyeler ise yaşarken karşılaştıklarımız. Kendi hayatımızı yaşarken, diğer bir deyişle kendi öykümüzü anlatmaya çalışırken bazen başkalarının hayatına öykünüyoruz. Daha mutlu, daha zengin, daha özgür, daha zinde, daha cazip, daha kalabalık, daha, daha, daha… Dahalarımız bitmediği için kendi öykümüzü bir anda kesip yeni ve köksüz bir öyküye başladığımızda da esasında bir başkasının hayatını yaşamış oluyoruz. Tabii her hikâyenin bir sonu var. Çoğunun da bir kürkçü dükkânına dönüşü. İşte tam burada insanın aklına şu soru geliyor:

Acaba bu yaşadığımız ödünç hayat ana öykümüzü güçlendirdi mi, yoksa odağımızı dağıtıp temamızı belirsizleştirdi mi?

Gömülü anlatı tekniğini şarkılardan örnekleyip yine ve yeniden hayat denilen bu özel öyküye bağladığım bu yazıyı okuduğunuz için teşekkürler. Böyle iç içe öyküler barındıran sizin hatırladığınız hangi şarkılar var? Aklınıza gelenleri yorumlara yazarsanız nefis bir antoloji yaratmış oluruz.

Hadi başlayalım.

Kendimce Düşünceler bültenine abone olmak ücretsiz. İlham, kitap ve film önerileri almak için hadi siz de katılın!

#kişisel_gelişim