Bir Kasa Göndereyim
Bazen engelleyemeyeceğimiz olaylarla karşılaşırız ve dünyamız gölgelenir. Bazen de yalnızca böyle bir karşılaşma yaşamak fikri bile bizi kaygılandırır. Bu kaygı bulutunun gölgesi çoğu zaman olayların kendisinden daha büyük olur. Her sayıda çimenlere uzanıp kaygı bulutlarını koyuna benzetiyor, dağılmaları için rüzgârları çağırıyorum. Yazılım dünyasında efsane midir bilinmez ama eğlenceli bir hikâye vardır. Tropikal meyvelerin yetiştirildiği bir çiftliğin sahibi, kendi süreçlerini yönetebilmek için özel bir yazılım sipariş eder. Ancak geliştirmekle yükümlü olan yazılımcı bir türlü işi teslim etmez. Çiftliğin sahibi çıkışır: “Nedir bu kepazeliğin sebebi?”. Yazılımcı cevap verir: “Beyefendi, ben bu tropikal meyvelerin hiçbirini daha önce yemedim ki”. Bunun üzerine çiftliğin sahibi “Bir kasa göndereyim,” der ve gerçekten de bir kasa tropikal meyveyi gönderir, yazılım da çabucak tamamlanır. Şimdi buradan işçi memnuniyeti ile iş teslim süresi arasında bir korelasyon da çıkarılabilir, üzerinde çalışılan alanda bilgi sahibi olmanın iş sonucuna olumlu etkisi de (neticede bu alanın bilgisi de papayalar ne kadar şekerlenir, hindistan cevizi neresinden delinip höpürdetilir gibi bir şeylerdir herhalde).
Ben bu hikâyeyi duyduğumda çok güldüm, çünkü aklıma bir başka sektörden benzer bir hikâyeyi getirdi. Vaktiyle bir gün bir plak şirketinin sahibi uzak bir akrabasının düğününe gider. Kalkmaya yakın, aynı masada bulundukları bir aile dostları masumca sorar, “Son zamanlarda ne tür plaklar gidiyor?”. Uzun uzadıya anlatmaya vakti, belli ki isteği de olmayan plak şirketi sahibi şöyle der: “Bir kasa göndereyim”.
Sen bize ne yap biliyor musun? Hepsinden azar azar. 😅

Tim Berners-Lee’nin World Wide Web kavramını ortaya atarken aklından geçenle, İnternetin şu an dönüştüğü küresel pazar yeri arasında dağlar kadar fark var. Sosyal medya dev bir reklam panosu gibi. Karşılaştığınız çoğu insan ya size bir şey satmaya çalışıyor ya da siz alıcı gözle bakıyorsunuz. Böyle bir ortamda gerçekten samimi etkileşimler kurmak oldukça güç. Davranışsal psikolog Dan Ariely “Predictibly Irrational” kitabında bunu piyasa normları ve sosyal normlar arasındaki bağıntı ile şöyle açıklıyor. Ailenizle yediğiniz bir yeni yıl yemeği sosyal normunuzdur. İçinde sevgi, aile bağı, karşılıksız yardım vardır. Bitirdikten sonra masadan kalkmadan önce 200 dolar çıkarıp “Yemek çok güzeldi, bunu al!” diyerek annenize para vermeye çalışırsanız buradaki ilişki artık piyasa normuna dönüşür. Piyasa normunda hizmet, bedel ve iş ilişkisi vardır. Bir başka örnek de aynı şekilde çarpıcı. Bir anaokulunda çocukları geç kalan ebeveynlere para cezası konur. Bunun üzerine geç kalmaların azalması beklenirken tam tersine artar. Çünkü daha önce sosyal norma göre “öğretmeni ve okulu zor durumda bırakıyorum” diye düşünen aileler artık piyasa normuna göre “geç kalmanın bedelini ödüyorum” diye düşünür.
Sosyal bir norm piyasa normuna son derece hızlı dönüşebilir; ama o noktadan sonra geri dönüş neredeyse imkansızdır.
Evet, tropikal meyve de yetiştirsek, müzik de yayınlasak (yani toprağı da işlesek, insan ruhunu da beslesek) piyasa normu bizi başı sıkıştığında “bir kasa göndereyim” diyen satıcı pozisyonuna sokuyor. O sebeple davranışlarımızı, piyasanın görünmez elini her şeyin üzerinde tutarak mı planlıyoruz ve genelgeçer anlatıyı mı besliyoruz, yoksa dünya için başka bir alternatif de bulunabilir mi, bunu biraz düşünelim. En azından iki ekmek bile satıyor olsak, bir tane de askıya asalım isterim.
Meyveyi birlikte yetiştirip yemeyi, müziği birlikte çalıp söylemeyi öneren Kendimce Düşünceler’i okuduğunuz için tekrar teşekkürler. Hadi başlayalım.
Kendimce Düşünceler bültenine abone olmak ücretsiz. İlham, kitap ve film önerileri almak için hadi siz de katılın!