Utku Cevre

Atatürk 1881 - 1919

Sinemalarda kaçırdığımız için mecburen televizyonda veya bir platformda yayınlanmasını beklediğimiz Atatürk 1881 - 1919, nihayet beyaz perdede gösterildiği gibi iki parça halinde Prime Video’da yayınlandı. Disney+ platformunda gösterilmek üzere yapılmış altı bölümlük bir dizi projesiydi bildiğiniz gibi, ancak çekilmiş (hatta post prodüksiyonu bitmiş), tam yayın tarihine yaklaşmışken ne hikmetse Disney+ diziyi yayınlamayacağını duyurdu, hatta katalogunda yer alan Türkçe eserlerin çoğunu da kaldırdı (Olayın Türkiye’de büyük bir Disney+ aboneliğini iptal furyası başlattığını hatırlarsınız). Maalesef ne zaman yurt dışı ortaklı bir Atatürk biyografisi projesi haberi çıksa, lobi faaliyetleri ve tehditler sonucunda proje rafa kaldırılıyor. Yıllar önce usta aktör Ömer Şerif’in, 2010’ların başında ise Atatürk’e fiziksel olarak da çok benzeyen, kendisi de Mustafa Kemal’e hayran olan ve projede yer almayı çok isteyen Daniel Craig’in canlandıracağı Atatürk biyografileri çekilmeden iptal olmuştu. Gazi’nin çocukluktan başlayarak Kurtuluş Savaşı’na kadar olan yaşantısına odaklanan bu yapım neyseki gösterime girebildi, biz de Aras Bulut İynemli’nin yoğun makyaj altında elinden geleni yaparak bana göre başarıyla canlandırdığı genç Atatürk’ü seyredebildik.

Bond filmleriyle tanınan Craig, Atatürk rolünde olur muydu, ne dersiniz?

Öncelikle yönetmen Mehmet Ada Öztekin’i, kostümlü, yoğun sinematografi gerektiren, özellikle Conkbayırı’nda geçen hareketli savaş sahneleri ile zorlayıcı böylesi bir epik filmin altından kalktığı için tebrik etmek lazım. Kendisini Kaybedenler Kulübü ve Türkiye’nin 2021 Oscar ödüllerine en iyi yabancı film ödülü için aday adayı olarak gönderdiği (maalesef henüz hiçbir filmimiz bu dalda aday adaylığını geçemedi, Nuri Bilge Ceylan’ın 2014’te Cannes’da Altın Palmiye kazanan Kış Uykusu da dahil) yine İynemli’nin başrol oynadığı 7. Koğuştaki Mucize filmlerinden hatırlıyoruz. Öztekin, esasında Kaybedenler Kulübü’nde Nejat İşler’in canlandırdığı Kaan Çaydamlı’nın kurucusu olduğu Altıkırkbeş Yayınları’nda editör ve çevirmen olarak çalışmış bir kitap kurdu (Filmde Rıza Kocaoğlu’nun canlandırdığı karakteri kendisini düşünerek yazmış). Philip K. Dick çevirilerinden Karanlığı Taramak’ı üniversitedeyken okuma fırsatım olmuştu. Senarist Necati Şahin ise tiyatro kökenli. Vatanım Sensin, Kulüp, Kızıl Goncalar gibi beğeni toplayan dizi senaryoları ile tanınıyor. Verdiği röportajlardan anladığım kadarıyla entellektüel ve cesur biri. Söz konusu Atatürk olunca iyi bir araştırma gerektiği kesin, filmin oralarda parladığını düşünüyorum. Çocukluk dönemi için özellikle Salih Bozok’un hatıratından yararlanılmış. Özellikle küçüklüğünde Mustafa’yı derinden etkileyen, babası Ali Rıza Efendi’nin gümrük memuriyetinden sonra ticarette başarısız olması ile başlayan talihsizlikler zincirini, tekrar tekrar bir yangın teması üzerinden vermelerini, adım adım işgal edilmeye giden vatanın bir metaforu olarak düşünüyorum. Tabii ki bunun bir film, dolayısıyla kurmaca olduğunu, birebir gerçekle örtüşmeyebileceğini de akıldan çıkarmamak gerekiyor. Örneğin İtalyan işgaline karşı Trablusgarp’ta savaşırken Mustafa Kemal’in Ömer Muhtar ile görüştüğüne dair bir delil yok, ancak filmde bu görüşme Atatürk’ün askere yaklaşımı açısından bir öğrenme süreci olaak veriliyor, dolayısıyla dramatik yapının kritik bir parçası. Yine filmde aşk nesnesi olan Madam Corrine ile yalnızca mektuplaştıkları biliniyor. Bu arada önceki yapımlarda genellikle daha ağırbaşlı olarak resmedilen Zübeyde Hanım karakterine, oğlan annelerine özgü esprili bir yorum katan Songül Öden’e de dikkat çekmek gerektiğini düşünüyorum. Film bu iki parça olan haliyle mutlak bir seyirlik. Orijinal plan olan altı bölümlük dizi halinin de 10 Kasım’da Prime Video’da yayınlanacağını ve sinema versiyonunda yer almayan sahneler içerme ihtimali olduğunu buradan duyurarak sözlerimi bitireyim.

İlk bölümün finalindeki bu sahne “As bayrakları” dedirtiyor.

#sinema yazısı