Utku Cevre

Arada Kalmışlıklarımızı Sevelim

Arada kalmanın türlü yolları vardır. Hissettiklerinizle dilinizden dökülenler farklı olabilir. Kendinizi iki kutuptan birine ait hissetmeyebilirsiniz. Sınırlarınızı test ederken bazen yaşamınızın amacı konusunda bile arada kalmanız mümkün. Her sayıda arada kalmayı sorun etmeden kendi yaşamıma şahitlik edebilmenin yollarını arıyorum. Bir kuşağın okul öncesi eğitimi yerine geçen unutulmaz çocuk programı Susam Sokağı’nın en akılda kalan skeçlerinden biri 1978 tarihli “Arada Kaldım / I’m Between” isimli şarkının söylendiği bölümdür. Skeci hatırlamak isteyenler buradan izleyebilir.

görsel

Bu kısa bölümde Tony isimli bir muppet, bütün gün iki iri yarı canavarın arasında kaldığından yakınır. Çocuklara “arasında / between” edatını öğretmek için hazırlanan bu şarkıyı metaforik açıdan ele alırsak, buradaki tüylü, çirkin canavarların temsil ettiği başka kavramlar olduğunu da düşünebiliriz. Arasında sıkıştığımız hangi kavramlar, nesneler, insanlar, düşünceler var? Soruyu şöyle sorsak daha iyi:

Siz hangi canavarların arasındasınız?

Belirli bir koşul sağlanana kadar seçenek saydırılan sosyal medya gönderileri var ya. Hadi onlar gibi yapalım, biz de potansiyel arada kalmışlıklarımızı sayalım. Siz kendi arada kalmışlıklarınızı tanıyınca dur deyin:

Gitmeli mi kalmalı mı?
Bekleyip görmeli mi harekete mi geçmeli?
Rahatlık mı hürriyet mi?
Sükûneti bozmamalı mı avaz avaz bağırmalı mı?
Yanında olmak mı özlemek mi?
Sevmeli mi özgür mü bırakmalı?
Çocukluğum çok mu uzakta yoksa büyümek için geç mi kaldım?
Yalnız ve tavizsiz olmak mı birlikte ve tükenmiş olmak mı?
Çalışmalı mı azıcık daha yatmalı mı?
Düşlemek mi gerçekleştirmek mi?

Aslında en temel çelişkimiz, çoğu zaman arasında kaldığımız iki canavar, en yalın anlamıyla kendimiz ve dış dünyadır. Kendimizi geliştirmek, kendimizi düşünmek ve kendimize fayda etmek isteriz. Öte yandan dış dünyanın beklentileri ve ihtiyaçları da vardır.

İşte bu noktada hayat karşımıza her zaman seçimler çıkarıyor. Nezaket mi açıklık mı? Açlığı bastırmak mı tıka basa doymak mı? İşinize ekstra vakit ayırmak mı ailenizle zaman geçirmek mi? Nefes alıp verdiğiniz her an farklı kazançlar, farklı realiteler, farklı seviyeler içeren bir ihtimaller denizine can yeleksiz atlamış oluyorsunuz. Bir bilgisayar oyunu gibi en son kaydınızdan geriye dönme şansınız da olmadığı için herhalde en iyi yapılacak şey, işte bu arada kalmışlık ruh hâlinin normal olduğunu kabul etmek. Nasrettin Hoca’nın “sen de haklısın!” demesi gibi, zıtlıkların birliğini görmek, içinde yaşadığınız çatışmaları yargılamadan izleyebilmek gerek. İşin özü belki de şu rubaiden geçiyor:

İnanç ve kuşkunun arasında özlem duyduğumuz bir çöl uzanır.
Bilge kişi oraya eriştiğinde başını eğer.
Orada ne inanç vardır, ne kuşku.
Ne de bunların yeri orasıdır.1

Arada kalmanın normal, doğru ve yanlış görünenin ötesinde bir çayıra uzanmanın ise işin çıkış noktası olduğunu anlatmaya çalıştığım bu yazıyı okuduğunuz için teşekkürler. Hadi başlayalım.

Kendimce Düşünceler bültenine abone olmak ücretsiz. İlham, kitap ve film önerileri almak için hadi siz de katılın!

#kişisel_gelişim