Utku Cevre

Allı Turnanı İzleyerek Yeniden Doğmak

Bazen inandığımız, doğru bildiğimiz normalimizi kaybedecekmişiz gibi gelir. Sabit zihin yapısı bizi olanı korumaya iter. Oysa biz aynı kalsak bile dünya yerinde durmaz, değişir. Gelişen zihin, bir zamanlar normal olanın artık bizi taşımadığını fark edebilme cesaretidir. Her sayıda eski normallerin anormal olabilme ihtimallerinin peşine düşüyorum. > **Allı turnam, bizim ele varırsan

Şeker söyle, kaymak söyle, bal söyle**

Kırşehir yöresinden Hacı Taşan’ın derlediği Allı Turnam türküsünü çocukluğumdan beri beğenerek dinlerim. Yukarıdaki dizelerini de çok severim. Çünkü turna kuşları sembolik olarak haber getiren kuşlardır ve uzaktaysanız evinize göndereceğiniz ilk haber de selamdır. Pek çok versiyonu olan türküyü, büyük sanatçı Ruhi Su’nun öğrencisi Sümeyra Çakır’ın duru yorumundan paylaşmak istiyorum:

Turnaların popüler kültüre dahil oluşu Yeni Türkü’nün Telli Turna’sından Kung Fu Panda’nın Öfkeli Beşli’sine kadar çeşitlendirilebilse de Allı Turna’nın bir farkı var. Ülkemizde Gediz Deltası ve Tuz Gölü’nde yaşayan bir tür olan flamingoya Anadolu’da allı turna denir. İster benzetme deyin, ister yanılgı. Ancak ismi alev (ing. flame) kökünden gelen ve Batı’da değişimin sembolü olarak kabul edilen flamingoya, yurdumuzda haber taşıma sembolü eklenmesi de dikkat çekici.

flamingo - allı turna

Peki, değişim ile haber almanın bir bağlantısı olabilir mi? Türküden de yola çıkarak biraz derinleşelim:

Eğer bizi sual eden olursa
Boynu bükük, benzi soluk yar söyle

Boynu bükük, benzi soluk. Ne çağrıştırıyor? Hastalığı ya da ölümü çağrıştırmıyor mu? İlk bölümde şeker, bal, kaymakla haber gönderen şimdi niye ölüm haberi yollar? Belki de burada ölen, beden değil, bir fikir, bir dönem, bir gerçekliktir. Buradaki ölüm, yaşamın zıddı değildir. Yaşamda doğum ne kadar gerçekse, ölüm de o kadar gerçektir ve belki de biri olmadan diğeri mümkün değildir. Nasreddin Hoca da komşusuna “kazanın doğduğuna inandın, öldüğüne neden inanmıyorsun?” derken aslında hiçbir şeyin bitmeden başlayamayacağını anlatmaz mı? Büyük bir değişimi göze alıp yola çıkan kişilerden bazı sözler duyarız. “Bugün yeni hayatımın ilk günü” veya “Yeniden doğmuş gibiyim” veya “Bambaşka biri gibi hissediyorum” söylemleriyle, aslında bir tür ölüp yeniden doğma haline dem vururlar. Bu gerçektir, ancak tabii ki her değişim ıstıraplı olur.

Allı turnam, ne gezersin havada
Devrildi arabam, kaldım burada
Ne onmadık kulumuşum dünyada
Akşam oldu, allı turnam, dön geri

Kendi gerçekliğimde kullandığım maddi araçlar; çevrem, bedenim, düşüncelerim, bakış açım, önyargılarım beni önümdeki dağlara tırmandırmıyorsa bunları değiştirmeliyim. Onmazsam, diğer bir deyişle mevcut yolumda şifa bulamazsam, hele bir de bu gerçekliğin akşamında, sonundaysam; o vakit içimdeki alev olan allı turnamı geri çağırmaktan başka yolum olamaz. Bu defa allı turna ben olmalıyım; değişimin ateşinde yanmalı, Zümrüdüanka misali yeniden doğmalıyım.

Ben böyle gerçekliklerin sonunda inat etmemeyi, her defasında rüzgârını almış bir uçurtma gibi hafiflemeyi, dönüşmeyi tercih ettim. Her dönüşüm, her değişim zor, ıstıraplı oldu. Diğer türlüsü kişisel gelişimcilerin konfor alanı diye adlandırdığı o dar çembere kaçıp saklanmak olacaktı. Gel gör ki allı turnam o daracık çembere sığamazdı. Şeker, kaymak, bal söylenecek bizim ellere haberimi uçuramazdı.

Değişim istemek yerine, değişmeyi nasıl göze alabileceğimizi birlikte düşünmek için yazdığım bu sayıyı okuduğunuz için teşekkürler. Hadi başlayalım.

Kendimce Düşünceler bültenine abone olmak ücretsiz. İlham, kitap ve film önerileri almak için hadi siz de katılın!

#kişisel_gelişim