Acı Otlar
Her bültende son okuduğum kitaplardan en beğendiğim için Goodreads’e yazdığım incelemeyi paylaşıyorum.
Naziler 10 Mayıs 1940’ta Hollanda’yı işgal ettiğinde, o yıllarda savaş teknolojisi bakımından geri kalmış ve düz bir ovaya benzeyen yapısıyla fiilen savunulamaz durumda olan ülke, kraliyet ailesinin de İngiltere’ye kaçması ve büyük şehirlerinden Rotterdam’ın 14 Mayıs’ta bombalanması üzerine, 15 Mayıs’ta teslim oldu. Tüm dünyada “Futbol Asla Sadece Futbol Değildir” kitabıyla ünlenen Simon Kuper’in İkinci Dünya Savaşı yılları üzerine yazılmış harika “Ajax, Hollandalılar ve Savaş” kitabı, futbol üzerinden örnekler vererek, bir yandan ülkenin 5 gün gibi çok kısa bir sürede ve eski tabirle kurşun atmadan teslim olmasını eleştiriyor, bir yandan da halkın işgal yıllarındaki soykırım ile ilgili ekseriyetle kılını kıpırdatmamasını çarpıcı bir biçimde anlatıyor. Marga Minco’nun Acı Otlar’ını bu bilgiyle okuyunca kitap daha iyi anlam buluyor.
Anne Frank’in Hatıra Defteri nasıl insanı duygular arasında dolaştırarak etkiliyorsa, Acı Otlar’ın otobiyografik anlatısındaki mesafe ve nesnellik de bu defa duyguların eksikliği ile etkiliyor. İşgal yılları boyunca özellikle ailesindeki normallik ön yargısı (buraya gelmezler, burada olmaz, bize bir şey olmaz) aslında Kuper’in kitabında anlattığı halka yerleşmiş “görmedim, duymadım, konuşmadım” sosyal politikasının bir izdüşümü (Aynı tepkisizlik politikası 2025 itibariyle Gazze Şeridi’ndeki insanlık krizine karşı da, dünyanın geniş kesimleri tarafından uygulanıyor mu? Sorunun cevabını okuyuculara bırakıyorum). Acı Otlar’ı bu anlamda Nazi işgalinin sıradan ailelere etkisini anlatan kısa bir belgesel gibi de okuyabilirsiniz. Akılda kalıcı çok sahnesi olan, güçlü bir kitap. Öneririm.
